Görme özürlü bir kişinin yaşadığı en önemli sorun, sadece
gözlerinin görmemesi değil, toplumun görme özürlülerle ilgili
yanlış anlayış ve ön yargılarıdır; kendisine sağlanan
olanakların yetersizliği ve diğer insanlarla arasındaki fırsat
eşitsizliğidir. Eğer görme özürlülere yaşamın her alanında
gerekli fırsat eşitliği, ve yeterli olanaklar sağlanırsa, özürlü
olmak o insanlar için basit bir fiziksel sorun düzeyine
inecektir.
Bugün ülkemizde görme özürlülerin ulaşmak istediği başlıca
hedef: herkesle eşit hak ve olanaklara sahip olmak, toplumla
kaynaşmak ve günlük yaşamlarını sürdürürken bağımsız ve özgür
olabilecekleri koşullara sahip olmaktır. Görme özürlü bir
kişinin, karşılaştığı her başarısızlık için körlüğünü bir
mazeret olarak göstermesi ne kadar yanlışsa, toplumun da her
başarının sağlanması için görmenin gerekli olduğunu ileri
sürmesi o kadar yanlıştır. Her iki anlayışında pratik sonucu
olumsuzdur. İnsanla toplum arasında sürekli bir etkileşim
vardır. Bu nedenle görme özürlü kişilerin değerlendirmeleri
toplumu, toplumun değerlendirmeleri ise görme özürlüleri
etkiler.
GÖRME ÖZÜRLÜLER NASIL OKUYUP
YAZMAKTADIRLAR ?
Görme özürlülerin okuyup yazmak için kullandıkları, noktalardan
oluşan kabartma bir yazı sistemi bulunmaktadır . Bu yazı
sistemi, 1825'de Luis Braille adlı bir kişi tarafından
bulunmuştur. 1809'da Fransa'da doğan ve küçük yaşta gözlerini
kaybeden Luis Braillle tarafından 1825 de icat edilmiş olan bu
yazı resim kartonuna benzer kağıtlar üzerine kabartılmış
noktalardan oluşturmak yazı, görme özürlüler tarafından parmak
uçlarıyla okunmaktadır.
Altı nokta sisteminden oluşan bu yazıya "Breyl yazı"
denilmektedir. Breyl yazı, normal yazı gibi tükenmez yada kurşun
kalem kullanılarak yazılamaz. Çünkü kabartma noktaların belli
aralıklarla düzenli bir şekilde bir araya getirilmesi
gerekmektedir. Bu nedenle yazı yazmak için tablet veya daktilo
adı verilen özel yapılmış araçlar kullanılmaktadır. Tablete
takılan kağıt, ucu sivri özel bir kalem aracılığıyla
kabartılmaktadır.
GÖRME ÖZÜRLÜ KİMDİR - KİM DEĞİLDİR ?
Görme Özürlü kişi, himayeye muhtaç, acınacak ve çaresiz bir
insan değildir. O, diğer insanlardan çok farklı, olağanüstü
yetenekleri olan ve başkalarının duyamadığı sesleri duyan,
mucizevi bir yaratık da değildir. Diğer insanların sahip olduğu
olumlu ve olumsuz özelliklerin hepsi onda da mevcuttur. Görme
özürlüler arasında da başarılı olan, başarısız olan, yetenekli
olan, yeteneksiz olan, bencil olan veya toplumun çıkarlarını
düşünen insanlar bulunabilmektedir. Yani görme özürlü de herkes
gibi bir insandır. Farklı yazı sistemini kullanarak o da aynı
kitapları okur. Farklı metotlarla aynı bilgileri ve aynı
eğitimleri alır. Diğer insanlarla aynı okulları, aynı
işyerlerini, aynı caddeleri, aynı eğlence yerlerini paylaşır.
Kısacası görme özürlü olmak diğer insanlardan farklı bir
kişiliğe sahip olmak demek değildir.
GÖRME
ÖZÜRLÜLERE KARŞI NASIL DAVRANMALIYIZ ?
Bir
görme özürlüye yardımcı olmak istiyorsanız aşağıdaki bilgileri
edinmeli ve onlara uygun olarak hareket etmelisiniz.
*
Yürürken siz onun koluna değil, o sizin kolunuza girmelidir.
Zira kaldırım kenarı veya merdiveni anlaması için yarım adım
gerinizden gelmelidir. Merdiven inerken eğer varsa tırabzandan
yararlanmak isteyebilir. Kaldırım iniş ve çıkışlarında sürekli
sözlü uyarılara gerek yoktur. O sizi yarım adım geriden izlediği
için biraz yavaşlamanız yeterlidir.
* Ona ismiyle hitap ediniz. Aksi halde kiminle konuştuğunuzu
anlamayabilir. Konuşurken görmek veya kör gibi kelimeleri
kullanmaktan çekinmeyin ve yanından ayrılacağınız zaman sözlü
olarak bildiriniz.
* Eğer size yol veya yön sorarsa sözcüklerle kesin ve anlaşılır
biçimde izah edeniz. El ile işaret etmenin veya göze hitap eden
işaretler kullanmanın yararı yoktur. Görme özürlü birini uzaktan
bağırarak yönlendirmeniz hem rencide edici hem de tehlike
yaratıcı olabilir. Olanağınız varsa yardım etmek için yanına
gidiniz. Duraklarda hangi otobüsün geldiğini öğrenmek isteyip
istemediğini sorabilirsiniz. Sizin otobüsünüz daha önce gelirse
ayrılacağınızı mutlaka belirtiniz. Yardıma ihtiyacı olmayan bir
görme özürlüye yardımcı olmaya kalkışmanız sadece size zaman
kaybettirir. kapıları yarı açık bırakmayınız. Onunla daha önce
tanımadığı bir odaya girerseniz onu odanın ortasında yalnız
bırakmayınız. Bir sandalye veya koltuğa kadar götürünüz.
* Yemekte et varsa, kesmekte yardım isteyip istemediğini
sorabilirsiniz, yemeklerin yerini ayrıntılı olarak tarif ediniz.
* Yatılı konuk olarak evinize geldiğinde ona tuvaletin,
gardırobun, pencerenin, prizin ve elektrik düğmesinin yerlerini
gösteriniz. Ayrıca lambaların açık olup olmadığını bilmek
isteyebilir. * Eğer arzu ederseniz sizinle körlük hakkında
konuşabilir ama bu eski bir hikayedir. Sizin olduğu gibi
görmeyeninde ilgi duyduğu birçok konu vardır.
GÖRME ÖZÜRLÜLERİN
KULLANDIĞI ÖZEL ARAÇ- GEREÇLER NELERDİR ?
Görme özürlüler günlük yaşamlarında, eğitimleri sırasında ve
işyerlerinde özel olarak üretilmiş çeşitli araçlardan
yararlanmaktadırlar. Örneğin, rakamları kabartma noktalarla
gösterilen saatler, konuşan hesap makineleri, derece tansiyon,
kan şekeri ölçen aletler,paraları renkleri sesli olarak belirten
cihazlar, fen, matematik, geometri, coğrafya derslerinde
kullanılan çeşitli özel araçlar, özel gözlükler, büyüteçler,
bilgisayarlar , mutfak aletleri görme özürlülerin yararlandığı
araçlardan bazılarıdır. Ancak bu araçların önemli bir kısmı yurt
dışından temin edilebilmektedir. Özel yapılmış araçlar sayesinde
görme özürlü insanlar bir çok işlerini başkalarına bağımlı
olmadan kendi başlarına yapabilmektedirler. Görme özürlü bir
kişi özel olarak yapılmış kabartma haritalar sayesinde
ülkelerin, şehirlerin, dağların, denizlerin, nehirlerin
bulunduğu yerleri ve yönlerini kafasında canlandırabilmekte;
geometri çizim araçlarıyla her türlü şekil kavramını
algılayabilmekte, konuşan elektronik araçlar yoluyla saatleri
bilmek, hesap yapmak, çeşitli şeyleri ölçmek tartmak olanağına
kavuşmaktadır.
GÖRMEYENLERDE BİLGİSAYAR
KULLANIMI VE İNTERNET
Bilgisayar tüm alanlarda olduğu gibi, görmeyenler sahasında da
büyük katkı ve kolaylık sağlayan teknolojik bir gelişmedir.
Batıda görme engelliler uzun yıllardır bilgisayar
kullanmaktadırlar. Bu cıhazı kullanan bir görmeyen, kendi başına
yazılar yazabilmekte, bunları kendi başına okuyup düzelttikten
sonra yazıcıdan çıktısını alabilmektedir. Bunun dışında
bilgisayardan, telefon yada adres rehperi, kütüphane kitap ve
ödünç takibi, sözlük olarak da yararlanabilmektedir. Bunlara ait
kayıtları kendisi tutabilmekte ve daha sonra kullanabilmektedir.
Böylelikle bilgisayar görme engelliye adeta bir göz olmakta,
onun ev ve iş hayatında en büyük yardımcısı haline
gelebilmektedir. Bu boyutuyla bilgisayar görmeyen kişinin
telefon santralı yada sekreter olarak çalışmasına kolaylık
sağlayacağından iş bulma konusunda da ona destek olmaktadır.
Görmeyen kullanıcı bilgisayarıyla satranç oynayabilmekte ve
hatta gazete bile okuyabilmektedir. Görmez hukukçular ve
yazarlar için bilgisayar neredeyse zorunludur. Ayrıca bilgisayar
programcılığı, oturduğu yerden yapılan ve tamamıyla zihinsel
faaliyete dayanan görme engellilere çok uygun bir meslektir.
GÖRMEYENLERİN İSTİHDAMI
Ülkemizde Çalışabilir yaşta olan görme engellilerin sadece yüzde
ikisi istihdam olanağı bulmuş durumdadır. Genel nüfusla
karşılaştırıldığında, bu grup çok küçük bir kesimi
oluşturmaktadır. Görme engellilerin çok küçük bir kısmının
çalışma olanağı bulabilmiş olmasına ilişkin bir çok neden
sıralanabilir. Bunlar: eğitim eksikliği, destek ve ekipman
eksikliği, görmeyenler tarafındaki kendine güvensizlik ve görme
yetisine sahip olanların görmeyen insanlara ilişkin taşıdıkları
önyargılardır. Görmeyenler, bu görebilenler için de geçerli, bir
cok işi yapabilir hale gelmek için eğitime gereksinim duyarlar.
Bazı durumlarda, daha fazla eğitime ihtiyaç duyabilirler ve bu
eğitim her bireyin ihtiyacına uygun bir formda olmak
durumundadır. orneğin, dökümanların Braille (kabartma yazı)
çıktısının alınması ya da dinlenebilir hale getirilmesi
gerekebilir. Bazı durumlarda, koşulların görme engellinin
ihtiyaçlarina uygun hale getirilmesi için, iş ortamında da
değişiklikler yapilabilir. orneğin, ışıktan maksimum verim
alabilmek icin görme bozukluğu olan kişinin çalışma masasının
yeri değiştirilebilir. Bazı durumlarda, görmeyenler, görebilen
iş arkadaşları ile aynı işleri yapabilmek için, özel ekipmanlara
ihtiyaç duyabilirler. Bu, kalın uçlu ve koyu yazan bir kalem,
bilgisayar ekranındaki bilgiyi Braille alfabesine dönüştüren bir
aparat ya da görme engellinin bilgisayar kullanmasını sağlayan
yazılım/donanım olabilir. Bir çok görmeyen neler
yapabileceklerinin bilincinde olmaktan uzak bir durumda, sahip
oldukları yeteneklere güvenmemektedir. Bu güvensizlik
başkalarının önyargılarından dolayı oluşmuş ve yine bu
önyargılar tarafından tekrar tekrar güçlendirilmektedir. Eğer
bir çok insan size bir çok defa bir şeyi yapamayacağınızı
yinelerse, bir süre sonra siz de söylenenlere inanma eğilimine
girersiniz. Bir çok insan her hangi bir engelli grubuna dahil
olan bireylerin gereksinimleri ve yetenekleri konusunda
duyarsızdır. Görme yetisine sahip insanlar, görmeyenleri yada
görme engelliliği anlamaktan uzaktır. Toplumda görmeyenlerin
Çalışamayacakları yada yalnızca enstrüman çalmak, sepet örmek,
hafızlık (Kuran'ın ezberlenmesi) gibi, yüzyıl öncesine kadar
körler tarafından yapıla gelen işleri yapabilecekleri düşüncesi
hakimdir. Geçmişte, görmeyenler, görenlerin onlar için uygun
bulduğu bazı işlere kanalize edilmişlerdi. Bunlar, dilencilik
dahil çok basit bazı işleri içermekteydi. Günümüzde,
görmeyenler, doğru eğitim, destek ve yardım sağlandığında, bir
çok işi yapabilmekte. Bir işin görmeyen birey tarafından
yapılabilirliği -- bireyin ne kadar gördügü, aldığı eğitim,
ekipman ve destek, işin bireyin ihtiyaçlarına göre adapte edilip
edilemeyeceği ve söz konusu adam/kadının o işi yapmayı isteyip
istemediği gibi -- bir çok etkene bağlıdır. Sonuçta, yaşam
sorunlar ve çözümlerini içerir ve bu görebilenler için de
geçerlidir.
Bir
görmeyenin işindeki başarısını değerlendirirken:
-
Kişinin işi
yapmak isteyip istemediği
-
Kişinin
iş/görev tanımlarının olup olmadığı
-
Yönetici/takım-arkadaşlarının kör bir iş arkadaşı isteyip
istemediği
-
Söz konusu
çalışan ile yönetici/iş arkadaşları arasındaki iletişim
-
Kişinin,
yanlızca kör olduğu için, kendisi ile ilgili kararların
alınması sürecinde dışarda bırakılıp bırakılmadığı
Gibi hususlar sorgulanmalıdır. Bu faktörleri göz önünde
bulundurmadan varılacak yargı EKSIK YANLIŞ bir yargı olacaktır.
Işler: Aşağıda, görme engellilerin yapabildikleri bazı işlerin
listesini bulacaksınız. İşler özellikle körlerin yapamayacağı
düşünülen meslekler arasından seçilmiştir. Muhasebeci Aktris
Yazar Bisiklet tamircisi Devlet memuru Bilgisayar Programcısı
Mühendis Çiftçi Dansçı Disk Jokey Fabrika işçisi Otelci İç
dekoratör Gazeteci Avukat Hemşire Santral memuru Ressam Yargıç
Pop yıldızı Fotoğrafçı Sekreter Öğretmen Yönetici Doktor
Fizyoterapist
GÖZ VE GÖRME
Beş
duyu organımızdan biri olan GÖZ ve GÖRME, bildiklerimizin % 80
nini öğrenmemizi sağlayan yoldur. Göz, kafatası içinde 25 cm3
orbita kemik yuvasına yerleşmiş, 7 gr ağırlığında top şeklinde,
ön kısmı şeffaf bir küredir. Her gözün yukarı, sağa, sola ve
yanlara kontrollü hareketini sağlayan altı kası vardır. Işık
enerjisinin kimyasal enerjiye dönüşmesi, gözün iç arka
tabakasında gerçekleşerek, elektrik uyaranı olarak, göz siniri
aracılığı ile beynin arka tarafına ulaştırılır. Göz duyusu;
ışık, şekil, renk, hareket ve derinlik gibi çok çeşitli
özelliklerin toplamıdır.
Görme duyusunun gelişmesi, doğumdan sonra altı yaşına kadar
devam eder. Doğumda, iki göz arasındaki denge herhangi bir
nedenle bozulmuş ise bir göz, beyin tarafından tercih edilip,
diğer göz atıl kapasite ile kullanılır. Düşük kapasite ile
kullanılan gözün, görme yeteneği azalır ve göz tembelliği
oluşur. Gözün hastalıkları kalıtım ile geçen, mikrobik, çeşitli
kazalar ve mekanik birçok nedenlerle ortaya çıkabilir. Ülkemizde
aile içi evlilikler, çocukluk çağı körlüklerinde başta gelen
sebeptir. Geri kalmış ülkelerde trahom gibi mikrobik ve A
vitamini eksikliği gibi beslenme bozukluğu, başlıca körlüklere
yol açar. Göz iç ortamının şeffaflığı ve basıncının dengesi
korunduğunda göz iyi çalışır. Görmenin mekanizması, aynı bir
fotoğraf makinasına benzer. Görüntü göze, mercek ve diyafram
sisteminden geçerek girer. Mercek sistemindeki bulanıklık,
görmeyi özellikle yaşlılıkta çok azaltır ve buna katarakt denir.
Ameliyat ile bulanık olan lens, dışa alınarak göz içine camdan
bir mercek yerleştirilir. Gözün iç basıncının artarak görme
sinirini tahrip etmesine, glokom denir. Göz içi sıvı miktarını
azaltan ve sıvının kontrollü boşalmasını sağlayan ilaç ve
ameliyat ile tedavi yapılır. Göz hareketlerinin uyumlu
çalışmasında bozukluk, şaşılık olarak fark edilir. Küçük yaşta,
erken tedavi edilmesinde fayda vardır.
Göz hastalıkları çok çeşitlidir. Diğer bazı hastalıkların
yanında göz hastalığı ortaya çıkması sıktır. Bunlardan en
önemlisi, şeker hastalığıdır. Göz içinde, şeker hastalığı
sırasında kanamalar meydana gelir. Acil tedavi gerekir. En basit
göz rahatsızlığı, kırma kusurudur. Basitçe açıklamak için, uzak
görmesi bozuk olanlara miyop, yakın görmesi bozuk olanlara
hipermetrop denir. Göz önüne takılan gözlük veya kontak lens
mercekleri ile bu kusur düzeltilebilir. Çocuk küçük yaştayken
kırma kusuru düzeltilebilirse, her iki gözün görmesi daha iyi
olur. Göz sağlığının korunabilmesi için ilk üç yaşta, standart
göz muayenesinden geçmek gerekir. Daha sonraları her iki yılda
bir muayene uygundur. Kazalar, özellikle trafik, ev, iş ve av
kazaları önemli sayıda görme kaybına sebebiyet vermektedir.
Sivri uçlu araçlar, oyuncaklar, çocukların arabalarda ön
koltukta oturmaları, patlayıcı ve yanıcı maddeler göze çok
zararlıdır.
Göze kimyasal herhangi bir madde kaçtığında, hemen acil olarak
çeşme suyu ile bol bol yıkanmalıdır. Yıkama işlemi duruma göre,
en az 30 dk sürmelidir. Göz organı, vücudun en yoğun sinir hücre
yerleşimine sahiptir. Gözün hastalıklarında ağrısı çok olabilir.
Kesinlikle göz uzmanı dışında ilaç veya ilkel tedavilerden
kaçınılmalıdır. Teknolojik ilerlemeye paralel olarak, ileri
optik ve elektronik cihazlarla göz hastalıkları tedavisinde ve
görme kaybının rehabilitasyonunda çok başarılı olunmaktadır.
GÖRME ÖZÜRLÜLER
KENDİ BAŞLARINA GEZİP DOLAŞABİLİRLER Mİ ?
Düzenli bir çevrede bazı koşulların ve olanakların sağlanması
halinde görme özürlülerin de bir yerden bir yere kendi başlarına
gidebilmeleri mümkündür. Görme özürlüler kendi başlarına gezip
dolaşmak için beyaz renkli, metalden veya plastikten yapılmış
bir baston kullanırlar. Bu baston katlanıp çantaya yada cebe
konulabilir. Baston kullanarak gezebilmek için özel bir eğitim
gerekmektedir. Ancak bazı görme özürlüler herhangi bir eğitim
almadan da kendi kendilerine beyaz baston kullanımını
öğrenebilmektedirler. Görme özürlü çocuğu olan aileler küçük
yaştan itibaren bu çocuklarını baston kullanarak gezip dolaşmaya
alıştırmalıdırlar. Okullarda da öğretmenler birinci sınıftan
itibaren bu gibi çocukların baston kullanma alışkanlığı
kazanmalarını sağlamalıdırlar. Aksi takdirde onlara ileri
yaşlarda baston kullanmanın benimsetilmesi zorlaşmaktadır.
Baston kullanmadan gezip dolaşmak görme özürlü bir kişi için
oldukça tehlikeli kazalara yol açmaktadır.
Bazı gelişmiş ülkelerde görme özürlülerin rahatça gezebilmeleri
için özel olarak yetiştirilmiş rehber köpeklerde
kullanılmaktadır. Ancak bu uygulama ülkemizde henüz mevcut
değildir.
ÜNİVERSİTEDE
OKUYAN GÖRME ENGELLİ ÖĞRENCİLERİN KARŞILAŞTIĞI PROBLEMLER VE
ÇÖZÜM YOLLARI
Üniversite gençliğinin öğrenim yaşantıları boyunca, üniversiteye
yerleşirken de bir çok zorlukla karşılaştığı bilinmektedir.
Bireyi sosyal olgunluğa hazırlayan gençlik döneminde
karşılaşacağı sorunların en aza indirgenmesi büyük önem
taşımaktadır. Birey, böylelikle biyolojik ve sosyal gelişimini
en iyi şekilde tamamlayabilecektir. Toplum, üniversite bitirmiş
bir bireyden çok şeyler beklemektedir. Belirli bir eğitimle,
toplum bilgileri, sanat, dil bilgileriyle donanmış bir gençlik
için, gençlik enerjisinin iyi yönlendirilmesi iyi eğitim
verilmesi gerekmektedir. İyi bir eğitim verilmiş olarak
yetiştirilmiş gençliğin kalkınma sürecine katılımını sağlama
amacı, sadece gençlik sorunlarını çözme girişimi olarak değil,
aynı zamanda yaşam koşullarını iyileştirme için toplumun öteki
gruplarıyla enerji ve çabalarını bütünleştirme girişimi olarak
düşünülebilir. Genci yeterliliğe ve mükemmelliğe doğru götürmede
becerilerin, büyük önem taşıdığını görmekteyiz. Çünkü becerili
bir insan hedeflerini etkili olarak başarmaktadır. Beceriler
pratik, bilişsel, sosyal olmak üzere gruplandırılmakta. Burada
eğitimin amacı da bu becerileri en üst düzeye çıkarmaktır.
Üniversite gençliği arasındaki görme özürlü öğrencilerin
biyolojik psiko-sosyal gereksinimleri görenlerden farklı
değildir. Bu nedenle eğitim amaçlarında bir farklılık
beklenmemelidir. Ancak eğitim ortamlarının görme engelli
öğrencilerin özelliklerine uygun olarak hazırlanması
gerekmektedir.
Görme engelli üniversite öğrencilerinin çevrelerini
genişletmede, yaşantılarını zenginleştirmede, teknoloji ürünü
araç gereçlerin akılcı bir biçimde planlanıp uygulamaya konması
önemli bir adım olacaktır. Çünkü görme engelli öğrenciler görme
gücünün sağlayacağı algılardan yoksun kaldıkları için
çevrelerinden dokunma, işitme, koklama gibi duyumları izleme
yoluyla elde etmektedirler. Birey bütün yaratma gücü ve
yetenekleriyle toplumun bölünmez bir bütünü olduğundan bu gücü,
toplum yararına yöneltmek kullanmak ve verimli kılmak görevi de
toplumun kurumlarına aittir. Görme engelli yüksek öğrenim
gençliğinin var olan gizil güçlerini program dışı etkinliklerle
değerlendirmek, onların sosyal becerilerini geliştirmek,
üniversite yaşantılarında karşılaşacakları sorunları en aza
indirmekte üniversitelere büyük görevler düşmektedir.
Bu yazının amacı ise, genelde görme engelli üniversite
öğrencilerinin, özel de ise eğitimlerini sürdüren veya
sürdürecek olan görme engelli öğrencilerin karşılaştıkları
sorunları ve karşılaşacakları sorunları gözler önüne sermek ve
çözüm önerilerini sunmaktır. Görme özürlü öğrencilerin
karşılaşmış olduğu sorunları şu şekilde sıralayacak olursak
şöyle bir tablo ortaya çıkmaktadır: Dersleri takip etme ve ders
çalışma: Derslerin takip edilmesi görme engelli bir öğrenci için
oldukça zor olmaktadır. Kaynaştırılmış bir eğitim verilmesine
karşın görme engelli öğrencilerin kullanabileceği herhangi bir
materyal fakülteler bünyesinde bulunmamaktadır. Bu nedenle ders
kitapları görme engelli öğrenci tarafından zamanında
okunamamakta ve yeterli bir düzeyde not tutulamamaktadır. Ders
anında yapılan konuşmalar görme engelli öğrenci tarafından
kasete kaydedilmektedir. Ancak bu kasetlerin dinlenip not
çıkarılması oldukça fazla zaman almakta, öğrencinin diğer
derslerine ya da sosyal faaliyetlere zaman ayıramamasına neden
olmaktadır. Bu nedenle ders kitaplarının braille olarak
hazırlatılması gerekmektedir. Günümüzde bu işlem, oldukça kolay
bir şekilde yapılmaktadır. Türkiye'de ders kitapları braille
olarak, Milli Eğitime bağlı Göreneller İlköğretim Okulu matbaası
ve Altı Nokta Körler Eğitim ve Kültür Merkezinde bulunan matbaa
tarafından hazırlanabilir. Öncelikle tercih edilmesi gereken
sistem, ders kitaplarının ya da notlarının braille
hazırlatılmasıdır. Bunun yanı sıra kitap veya notların kasete
okutulması sağlanmalıdır. Bunun için de gönüllü öğrencilerden
yararlanılabilir. Gönüllü öğrencileri tek bir çatı altında
toplamak gerekmektedir. Gönüllü öğrencilerin çalışmalarını iyi
organize ederek, görme engelli öğrencilerin mağdur edilmemesi
gerekmektedir. Bu nedenle gönüllü öğrencilerin motivasyonunu
sürekli kılabilmek için bu öğrencilere okul yönetimlerince burs,
yemekhaneden ücretsiz yararlanma gibi yardımların sağlanması
yerinde olacaktır. Diğer bir problem ise, doğrudan görme
duyusuna hitap eden derslerin, görme engelli öğrenciler
tarafından da anlaşılması, ve derse katılımlarının
sağlanmasıdır. Örneğin, bir matematik ya da istatistik dersinde
görme engelli öğrenciler, gerekli araç ve gerecin olmamasından
dolayı ders anında sadece sınıfta oturarak tamamen pasivize
olmaktadırlar. Bu sorunu ortadan kaldırmak için ise grafik,
tablo gibi şekillerin kabartma olarak hazırlatılması
gerekmektedir. Materyallerin anlaşılmasında , kısmen görmesi
olan öğrenciler için büyük puntolu olarak verilmesi, büyüteç,
büyük ekran kullanılması yerinde olacaktır. Böylece öğrenci
derse karşı ilgisiz kalmayacak, verilmek istenen eğitim, yerine
ulaşacaktır. Ayrıca öğretim elamanı tarafından tahtaya yazılan
yazıların veya şekillerin sesli olarak tekrarlanması öğrencinin
derse olan ilgisini artıracak ve dersi daha iyi anlaması
sağlanmış olacaktır. Dersleri takip etmede veya ders çalışmada
öğrenciye bilgisayar kullanması için gerekli ortamın sağlanması
gerekmektedir. Bu konuyu yazının ilerleyen bölümünde Bilgisayar
Kullanımı başlıklı bölümde bulacaksınız. Görme engelli
öğrencilerin ders ve sınavlara hazırlanmalarında, fakülte
bünyesinde bir çalışma odası sağlanmalıdır. Bu oda, görme
engelli öğrencilerin ihtiyaçlarına göre donatılmalıdır. Bu oda
için gerekli malzemeler; bilgisayar, braille daktilo, kayıt
cihazı, braille yazı yazmaya uygun kağıt, matematik ve
istatistik işlemlerinde kullanılabilecek araç ve gereçler vb.
şeklinde sıralanabilir. Müzik ve yabancı dil bölümünde okuyan
görme engelli öğrencilerin dalları ile ilgili kaynaklara
ulaşabilmeleri ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlarla,
üniversitelerle, fakültelerin bağlı olduğu rektörlük
aracılığıyla ilişkiler kurulmalıdır. Sınavların Hazırlanması ve
sınavların yapılması: Sınavlar hazırlanırken ve sınavlar
yapılırken, verilen eğitimin ne kadar iyi özümsendiğine
bakılmaktadır. Haklı olarak öğretim elemanının, öğrencilerinin
verilen eğitimden ne kadar faydalandıklarını sınaması en doğal
hakkıdır. Ancak görme engelli öğrenci dönem boyunca dersten
yeteri kadar yararlanamadığı için yapılan sınavın sonucunda
başarısız olacak yada düşük bir verim elde edecektir. Bu da
görme engelli öğrencide motivasyon düşüklüğüne neden olacaktır.
Sınavlar hazırlanırken ve değerlendirilirken görme engelli
öğrencilerin özel durumları göz önünde bulundurulmalıdır.
Sınavlar hazırlanırken şu yollar izlenebilir: 1. Görme engelli
öğrenciye sınav soruları braille ya da kasete okunmuş olarak
verilmelidir. Az gören görme engelli öğrencilere ise, büyük
puntolarla yazılmış sınav soruları verilmelidir. Bu yolla görme
engelli öğrenci sınava daha iyi hakim olacak ve sınav sorularını
daha iyi anlayacaktır. 2. Öğrenci sınav sorularını tercih
edeceği bir yolla yanıtlamalıdır. Bunu da en az
sınırlandırılmışlıktan en fazla sınırlandırılmışlığa doğru
sıralayacak olursak, sınav sorularını braille olarak yanıtlamak,
bilgisayarın yardımıyla yanıtlamak, daktilo kullanmasını
bilenlerce yanıtları daktilo ile yazmak, bir öğretim elemanının
yardımını almak, sözlü sınava tabi tutulmak. Bu yollarla
öğrencinin sınav sorularına olan hakimiyeti ve başarısı
artacaktır. 3. Sınavlara girecek olan gözetmenin ilgili derse
ait özel sembol ve işaretleri bilmesi gerekmektedir. Örneğin
matematik yada istatistik dersine giren gözetmenin bu derslerle
ilgili sembolleri bilmemesi görme engelli öğrencinin soruları
anlamamasına neden olacaktır. Başka bir örnek vermek gerekirse,
yabancı dil sınavlarında görme engelli öğrencilerin ilgili dile
hakimi olmayan öğretim elemanınca sınav sorularının okunması,
soruları yeterince anlamamasına neden olmaktadır. Bu durumda
görme engelli öğrencinin zararına olacaktır. Sınavlarda
görevlendirilen gözetmenlerin herhangi bir konuşma bozukluğu
olmaması gerekmektedir. Okunan sınavın öğrenci tarafından doğru
olarak anlaşılması gerekmektedir. Bu öğrencinin başarısını
artıracaktır. 4. Sınavı yapılan öğrencinin sınav yeri,
gürültüden arındırılmış olmalıdır. Çünkü öğretim elemanın
odasında yapılan sınavlar, çalan bir telefon sesiyle ya da odaya
girilmesiyle bölünmektedir. Bu da öğrencinin dikkatinin
dağılmasına, dolaysıyla başarısız olmasına ya da başarısının
düşmesine neden olmaktadır. 5. Görme engelli öğrenciye verilen
sınav süresinin tercih edilen yönteme göre, diğer öğrencilere
verilen sınav süresinin en az %50'si oranında arttırılması
gerekmektedir. Çünkü bir öğretim elemanının yardımı alınarak
yapılan sınav oldukça zaman kaybına neden olmaktadır. Öğretim
elemanı tarafından okunan soru, görme engelli öğrenci tarafından
hemen anlaşılamamaktadır. Bu da ikinci kez okumayı hatta üçüncü
kez okumayı beraberinde getirmektedir. Sorunun yanıtlanma
aşamasında ise, öğretim elemanının yazış hızı da zaman kaybı
konusunda etkili olmaktadır. Bilgisayar Kullanımı: Günümüzde
vazgeçilmeyen bir araç olan bilgisayar hayatımızın her aşamasına
girmekte. Bu kadar hızla yayılan bilgisayar, henüz fakültelerde
öğrenimi yapan görme engelli öğrencilerin hizmetine
sunulmamıştır. Boğaziçi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde
eğitimini sürdüren görme engelli öğrenciler kısmen de olsa bu
olanaklardan yararlanmaktadırlar. Bilgisayar kullanımında, ders
kitapları tarayıcı aracılıyla bilgisayara kaydedilmekte ve görme
engelli öğrenci bir "ekran okuyucu" programı yardımıyla bu
kitapları okuyabilmektedir. İnternet aracılıyla gerekli
kaynaklara ulaşabilmektedir. Bu yolla gereksinim duyduğu
araştırmaları yapabilmekte, istediği makaleyi okuyabilmektedir.
Bilgisayarın ekranını okuyabilmek için özel programlar
geliştirilmiş, Türkçe ve İngilizce yazılımlar hazırlanmıştır. Bu
ekran okuyucu programların çalışabilmesi için özel bir
bilgisayara gereksinim duyulmamaktadır. Mevcut olan bilgisayara
eklenecek bazı parçaların yardımıyla bu sorun da ortadan
kaldırılabilmektedir. Görme engelli öğrencilerin fakültelerin
bünyesinde bulunan bilgisayar laboratuarlarından aktif bir
şekilde yararlanabilmeleri için, en az burada bulunan
bilgisayarların dörtte birinin uygun bir hale getirilmesi
gerekmektedir. Ayrıca kısmen görmesi olan görme engelliler için
geliştirilmiş bilgisayar yazılımları bulunmaktadır. Görme
engelli kişi bu yazılımlar yardımıyla yazı, grafik, resim gibi
materyalleri algılamakta, bu yazılımlar görme engellilerin
eğitim sürecine önemli katkılar sağlamaktadır. Kütüphane
Kullanımı: Bir kaynağa ulaşmakta kütüphanelerin rolü büyüktür.
Teknolojinin hızla ilerlemesine rağmen bütün kaynaklar henüz
bilgisayar ortamına geçmemiştir. Ülkemizde bazı kütüphaneler
hariç ileri teknoloji kullanılmamaktadır. Bu nedenden dolayı bir
görme engelli istediği herhangi bir kaynağa ulaşmakta
zorluklarla karşılaşmaktadır. Verilen eğitimin amacı, görme
engelli insanın diğer bir insana olan bağımlılığını en aza
indirgemek ve o bireyi üretici kılmak olmalıdır. Fakülte
kütüphanesinde görme engelli öğrencilere yönelik dökümanların
yetersiz olması, kütüphanenin görme engelli öğrenciler
tarafından aktif olarak kullanılmamasına neden olmaktadır.
Kütüphanenin sağlıklı ve verimli kullanılabilmesi için,
dökümanların braille olarak hazırlatılması gerekmektedir.
Şimdilik bu dileğim bir hayalden öte gitmese de en azından görme
engelli öğrenci kütüphaneye gittiği andan itibaren istediği
kaynağa ulaştığı ana kadar bir görevlinin bu öğrenciyle
ilgilenmesi gerekmektedir. Bu yolla öğrenci araştırmalarını daha
rahat bir şekilde yapabilecektir. Diğer Karşılaşılan problemler:
Görme engelli öğrencinin, fakülte binası içinde rahatça
dolaşabilmesi için, merdiven başlarına ve koridor
başlangıçlarına neresi olduğunu belirten braille levhaların
konması gerekmektedir. Fakülte içinde dolaşımı kolaylaştıracak
diğer bir durum da şudur: Ders programları hazırlanırken,
derslerin dersliklere göre dağıtılması esnasında, özürlü
öğrencilerin aldıkları derslerin mümkün olduğu kadar ulaşımı
kolay olan dersliklere verilmesi daha yerinde olacaktır. Görme
engelli öğrenci, üniversitenin bulunduğu şehire başka bir
şehirden gelmişse ya da üniversiteye uzak bir yerde ikamet
ediyorsa öğrencinin talebi ile devam ettiği fakülteye yakın olan
yurtlara yerleştirilmelidir. Görme özürlü öğrencilerin
yemekhaneden rahatça yararlanması için, ulaşımı kolay olan bir
masanın görme özürlü öğrencilere ayrılmasında fayda vardır.
Önceden yemekhane çalışanları ikaz edilerek, görme özürlü
öğrencinin yemekhaneye gelmesi esnasında yemeğinin bulunduğu
masaya getirilmesi ya da yemek almasına yardım edilmesi
sağlanmalıdır. Bu yazıda tespit edilen sorunların çözülmesi dahi
görme özürlü insanların hayatlarını daha kolay bir hale
getirecektir. Şüphesiz tespitlerimiz içerisinde eksiklikler
olacaktır. Sizlerin de öneri ve katkılarınızı sunmanızı
bekliyorum. Üzerinde çalışılmış ve iyi hazırlanmış böyle bir
yazının üniversiteler ve özürlülerle ilgili çalışan kurum ve
kuruluşlara yol göstermesini ümit ediyorum. Daha aydın bir
toplum için bütün insanların, doğumundan ölümüne kadar
eğitilmesinin bir zorunluluk olduğunu unutmamamız gerekir...
İŞİTME ENGELLiLER iÇiN ÖNERİLER
1. Genel Bakış:
İşitme kaybı nedir?
Normal konuşma 60 desibeldedir. (db) 40 - 60 db arası bir kayıp
normal konuşmaların anlaşılmasını güçleştirir, veya tamamen
işitmeyi engelleyebilir. 80 db kayıp derin işitme kaybıdır.
2.
Gözlenemeyen Engellilik diye adlandırılır çünkü handikap sadece
iletişim kurulduğunda fark edilebilir, sağırlığın GERÇEK
handikabı, konuşma formasyonunun bozulması ve birçok insanın
onlarla işaretleşme ile iletişimde (işaret dili veya Manuel
Alfabe kullanarak parmakla ) yeterli olmamasıdır. Bazı
ebeveynler işaret dilini öğrenmeye uğraşmazlar.
2. Bunun
Sonucu:
a. Sağır birinin başkasına nasıl sesleneceğini bilememesinden ve
hatta bazen konuşma güçlüğü nedeniyle zeka geriliği olarak
yanlış değerlendirilmesi nedeniyle stigmalar gelişir
b. Tam sağır OLMAYAN insanlarda bile duyduklarının ve taklit
ettiklerinin bozuk veya yetersiz olması nedeniyle konuşma
bozukluğu olabilir.
c. Doğuştan sağır olan birinin sonradan sağır olan birine göre
daha az olanağa sahip olduğu için iletişim bozukluğu daha fazla
olacaktır.
d. Sağırlık izolasyona neden olur ve sağır bir kişi normal
sosyal hayattan çekilmeye eğilimlidir, bununla birlikte, grup
halindeki sağır insanların işaret dili daha cesur, daha geniş ve
daha anlamlıdır. Daha sosyaldirler. Onların dışa açılmalarına
yardım etmek için işaret dilini öğreniniz, bu çok takdir
edilecek bir şeydir.
3. Anatomi: Kulak üç (3)
parçadır:
a. DIŞ KULAK: Kulak kanalı ve kulak zarının dış kısmı
b. ORTA KULAK: Kulak zarı, iç bölümü, kemik zincir, ostaki
borusunun bir ucu. Kemik zincir kulak zarına bağlantısı olan
çekiç (malleus), oval pencereyle bağlantılı örs (incus) ve
üzengi (stapes) den oluşur.Kulak zarına gelen vibrayon (
titreşim ) bu zincir yoluyla oval pencereye geçer ve iç kulağa
girer.
c. İÇ KULAK: Labirent adı verilen birbiriyle bağlantılı çember
ve tüplerin oluşturduğu kompleks bir sistemi içerir. Labirent
işitme fonksiyonunu sağlayan koklea (salyangoz), dengeyi
sağlayan 3 semi-sirküler (yarım daire) kanal ve hem duymada hem
de dengede fonksiyonu olan bağlayıcı bir yapı olan vestibulden
oluşur.
4. İşitme kaybı tipleri:
a. İLETİ: vibrasyonun iç kulağa iletimi bozuktur ve vakaların
yaklaşık %20'sidir.Kulak zarının yapısal hasarları işitme
engellerinin çok az bir yüzdesini oluşturur.
b. SENSONÖRAL (sinir sağırlığı) sinir uçlarına hasar veren iç
kulak hastalıkları sonucu oluşan işitme kaybıdır. Bu pekçok
vakada görülen, en derin işitme kaybıdır.
c. KARIŞIK: ileti ve sensonöral.
5. İşitme yardımları sesin
yüksekliğini (perdesini) etkilemez ve senso-nöral işitme kaybını
kompanse etmez. Sadece volümü arttırır.Özel bazı sinirlerin
kaybı özel bazı (veya bütün) seslerin kaybına neden olur ve bu
işitme yardımları ile geri döndürülemez.
6. Dudak Okuma:
a. Eğer bir öğrenci dudak okuyorsa, net konuştuğunuzdan emin
olunuz, göz kontağı kurunuz, fakat dudak hareketlerinizi
abartmayınız.
b. Konuşma selerinin 1/3'ünden azı görsel olarak algılanabilir,
dolayısıyla dudak okuyucularının söylenilen herşeyi
anladıklarını varsaymamalısınız. Bu nedenle, konuşmayı
desteklemek için görsel yardım gerekebilir.
7. İşaret Dili:
a. Manuel Alfabeyi kullanarak "Parmakla harfleme" öğrenmek için
kolaydır ve dalgıçlar için çok faydalıdır, mesela dalış
sırasında kullanılan özel tahtalara yazmaya gerek duymadan, su
altındayken oradaki yaşam hakkında karşılıklı iletişim
sağlayabilmek için bunu öğreniniz. Eğlencelidir ve bütün
dalgıçlar için su altında çok faydalıdır. Kullanım için, elinizi
kapatıp göğsünüze yaklaştırınız, çenenin altında tutunuz. Avuç
içinizi dışarı, okuyucuya doğru tutunuz. Şimdi şunu söylemeye
çalışınız: "İspanyol Danscının yumurta vakası." "Egg case of
Spanish Dancer".
b.
İşaret Dili: Çok farklı tipte işaret dili vardır, ve hatta aynı
tip bölgeye göre farklılık gösterebilir. "ASL", Amercan Sign
Language ( Amerkan İşaret Dili - AİD ) gerçekte "Signed English"
den (İngiliz İşaret Dilinden) farklıdır. ASL sağırlar için
sağırlar tarafından oluşturulmuştur ve alıcı için rahatça
görülecek şekilde düzenlenmiştir ve işareti yapan için de çok
rahattır. ASL mimik dilidir. Özel hareketlerden ve ellerin (avuç
içinin kullanımı dahil), kolların, gözlerin, başın hareketleri
ve vücut duruş şekillerinden oluşmuştur. Bu mimikler kelimeleri
ve dilin ahengini sunar. ASL aynı zamanda görsel bir dildir,
insan gözünün işaretçinin hareketlerindeki küçük farkları ayırt
edebilme yetisine bağlıdır ve bu avantajını oluşturur.ASL'de
akıcılık sağlamak kolay değildir, ve genellikle ebeveynleri
sağır olan ailelerde yetişen çocuklarda bu vardır.
8. İşitme bozukluğu olanlar daha az
kelime kullanırlar, yeni kelimeleri duyamadıkları için
kullanamazlar. Kelimeleri sınırlıdır. Hatta kitapları bile
açıklamak gerekir, bu nedenle çak az bir kısmı okumayla
ilgilenir. Bazıları hiç okuyamaz. SCUBA eğitimi için öğretmen
dili basitleştirmelidir, ve açıklanması gereken kelimelerin
listesini yapmalıdır.
9. İşitme bozukluğu olanlar çok iyi
gözlemcilerdir ve yaptığınız her şeyi kopyalarlar, hata
yapmamaya dikkat ediniz.
10. Acil Planlama: Acil durumlarda
olması gerektiği gibi iletişim kurmak ve telefon kullanmak
yetisine sahip olamayabilirler.
Kaynak:
http://www.tedsem.org/
Zihinsel
Engellilik
Doğumdan önce embriyonun gelişiminde, doğum sırasında veya doğum
sonrası gelişim sürecinde; çeşitli nedenlerle merkezi sinir
sistemini etkileyerek bellek, motor, sosyal olgunluk gelişim ve
fonksiyonlarında kalıcı olarak duraklama, gerileme sonucu
yaşıtlarından dörtte bir ya da daha yüksek oranda gerilik
oluşturan durum, zihinsel yetersizlik (zeka geriliği) olarak
tanımlanmaktadır.
Zihinsel Yetersizliğin Nitelikleri:
*
Bir hastalık olarak tanımlanamaz, sürekli bir durumdur.
* Akademik başarısızlıkları yaşıtlarına göre belirgin bir
gerilik gösterir, akademik gelişim çok yavaştır.
* Çevrelerine uyumları yaşıtlarına göre geç ve güç olur, yeni
ortamlara girmekten hoşlanmazlar.
* Öz bakımlarını yapmada, ince ve kaba motor gelişimlerinde
yaşıtlarına göre geridirler.
Zihinsel Yetersiz Çocuklarda Normal Çocuklara Göre Yetersizlik
Görülen Alanlar Nelerdir?
*
Kendi kendini kontrol etme
* Tuvalet alışkanlığı kazanma
* Temizlik alışkanlığı kazanma
* Öz bakımını yapma
* İnce ve kaba motor gelişimi
* Konuşma gelişimi ( Telaffuz, sözcükleri yerinde kullanma,
cümle kurma ve anlatılanı anlama)
* Duygusal gelişim (Bulunulan ortama uygun duygusal tepki
göstermede yetersizlik)
Zihinsel Yetersizliği Oluşturan Nedenler:
1-
Kalıtsal Etkenlere Bağlı Nedenler
Anne ve/ veya baba da zekada doğuştan olan bir zeka yetersizliği
varsa Mendel Kanunları'na göre bu durum çocukta zihinsel
yetersizlik için bir neden olması için yeterli bir neden olarak
görülmektedir. Kalıtsal kökenli metabolizma bozuklukları,
içsalgı bezlerinin bozuklukları, hastalıklar ve anomaliler zeka
geriliğine neden olabilmektedir
2-
Organik Etkenlere Bağlı Nedenler
Merkezi Sinir Sistemi (MSS) patolojisinde, kesin olarak kalıtsal
olmadığı ortaya konmuş etkenler organik kökenli olarak
değerlendirilir. Zihin gelişimini engelleyen, durduran MSS
yıkımı doğum öncesi, doğum sırasında veya doğum sonrasında
olabilir.
a)
Vücut Biyokimyasında veya Metabolizmasındaki Bozukluklara Bağlı
Nedenler: Beslenme, iklim koşulları ve bilinmeyen nedenlerin
etkileri ile vücut biyokimyasında ve metabolizmasında
bozukluklar olmaktadır. Bu bozukluklar birçok özür yanında, MSS'
ni etkilemeye bağlı olarak her derecede zeka geriliğine neden
olabilmektedir.
b)
Bulaşıcı ve Ateşli Hastalıklara Bağlı Nedenler; Hamileliği
sırasında annenin ya da daha sonra çocuğun geçirdiği ateşli ve
bulaşıcı hastalıkların şiddet ve etkileme derecesi ile orantılı
olarak MSS'ni etkilediği ortaya çıkmıştır. Alman Kızamığı, Çocuk
Felci (Polio) Tüberküloz, Frengi, Menejit, şiddetli nezle,
yüksek ateşli grip , Çicek, Su çiceği,Kızamık...
c)
Annenin Hamilelik Dönemi Yaşantısı; Annenin hamileliğinin ilk
gününden itibaren bebeğin sağlığını düşünerek yaşamını
düzenlemesi gerekir. Hamilelik döneminde kullanılan ilaçlar,
çocuğu düşürme girişimleri, yaşanan bedeni ve psikolojik
travmalar, anne ve babanın aşırı alkol alımı, madde kullanımı,
annenin yetersiz ve dengesiz beslenmesi, annenin çalışma
koşullarının uygun olmaması, dinlenmenin yeteri kadar
yapılmaması, kansızlık,toxoplazma bebeğin sağlığı üzerinde
etkilidir.
d)
Erken Doğumlar; Erken doğumun nedeni ne olursa olsun, çocuğun
solunum organlarının tam olgunlaşmadan hava ile temasa geçmesi
bazı sorunların yaşanmasına ve kalıcı zararların oluşmasına
neden olmaktadır.
Erken Doğum Nedenleri :
*
Annenin yaşadığı psikolojik travmalar
* Annenin geçirdiği kaza, travma ve yaptığı ağır işler
* Zorunluluk nedeniyle bebeğin normalden önce sezeryanla
alınması
* Annenin gebeliğin son devresinde geçirdiği ciddi bir hastalık
e)
Geç Doğumlar; Geç doğum nedeniyle normal zamanda yeterince
alınamayan oksijen, beyinde yoksunluğun yarattığı zarara bağlı
yıkım yapar.
f)
Güç Doğumlar; Annenin biyolojik yapısının uygun olmaması,,
doğuma psikolojik olarak hazırlanılmamış olunması, bebeğin anne
karnındaki duruşu vs. gibi nedenlerle güç doğumlar olmaktadır.
g)
Travmalar, Kazalar; Doğum öncesinde anne karnında uğranılan
travmalar, doğum sırasında geçirilen travmalar ve kazalar
çocuğun MSS'n de hasar oluşturabilir. Bu yaşanılan travmanın
şiddeti ile orantılı olarak çocukta geriliğe neden olur.
h)
Çocuğun Doğum Sonrasında Geçirdiği Ateşli Ve Bulaşıcı
Hastalıklar; Çocuğun geçirdiği çocukluk dönemi hastalıkları çok
yüksek ve uzun süreli ateşli olduğunda MSS zarar görürür.
3- Sosyal, Kültürel ve Ekonomik Etkenlere Bağlı Nedenler
Zihinsel yetersizlik nedenlerine baktığımızda çocuğun daha
doğmadan önceki sosyal ve kültürel çevresinin onun sağlığı ile
ne derece ilişkili olduğunu rahatlıkla görebiliyoruz.
Anne ve babanın bilgili olması, bilgilendirilmesi, bilgi almaya
açık olması, annenin sağlıklı olması için uygun koşullara sahip
olması, beslenmesine özen göstermesi, sağlıklı ve düzenli bir
gebelik takibinin yapılması, doğumun uygun koşullarda yapılması,
çocuğun doğum sonrası bakım koşullarının uygunluğu, sağlık
kontrolleri, gelebilecek zararlardan korunması sosyal, kültürel
ve ekonomik koşullara bağlıdır. Bu koşulların uygun olması
zihinsel ve bedensel sağlığın korunması, sağlıklı bir gelişim
için gereklidir.
Sosyal Hizmet Uzmanı ve
Zihinsel Engelli
...Özellikle
zihinsel engelliler ile mesleki ilişkide “uzman” çok ön
plandadır. Zihinsel engelli,iletişimi ihtiyaçları yönünde
geliştiremez ve kendi isteklerini anlamlı ifade edemez. Bu
durumda “müracaatçının” (uzmana başvuran kişi), kendi kaderini
tayin etme hakkını yaşaması söz konusu olamamaktadır. Zihinsel
engelliler ile çalışmada sosyal hizmet uzmanı ve aile,
engellinin yaşamında çok önemli yer tutar. Zihinsel engelliler
diğer engel gruplarından daha farklı olarak, bir başkasına
fiziksel, duygusal ve düşünsel bağımlılık yaşamaktadır. Bir
başkası olmadan yaşamını güvenli ve sağlıklı sürdürmesi mümkün
değildir. Bu nedenle zihinsel engelliler ile yapılan
çalışmalarda toplum, aile ve meslek grupları onların yararını en
üst düzeyde tutmak durumundadır.
... “Sosyal hizmet uygulaması” sırasında iletişimin bir parçası
olan ve temel odak olan “zihinsel engelli kimdir” sorusunun
yanıtı çok kolay verilememektedir. Zihinsel engellilik, zeka
yaşı bölümlerine göre birbirinden ayrılmaya çalışılan bir
gruptur. Bir kişinin “geri” olmasını yani farklı olmasını sadece
zeka yaşı bölümü ile anlamak kolay değildir. Zeka, tek başına
anlama ve algılamada “gerilik” ya da “normallik” ile ifade
edilemeyecek çok karmaşık bir süreçtir. Zihinsel engelli
olanların aile, çevre ile ilişkileri, zeka yaşı bölümleri, kendi
kurdukları dünyaları, etkilendikleri olaylar, algıları,
korkuları, sevinçleri birbirinden çok farklı olması nedeniyle
tek bir tipte zihinsel engelden yada engelli birey tipinden
bahsetmek çok güçtür. Eğitsel amaçla çocukların “eğitilebilir”,
“öğretilebilir” olduğu ayrımı çok zor olmasına karşın
yapılmaktadır.
Genel Özellikleri:
Zihinsel engelli, her zaman için “zeka yaşının” gösterdiği
yaşta olmak zorunda kalan bir bireydir. Ancak büyür, anlar,
bazen unutur, bazen de hiç unutmaz. Hassastır, duyarlıdır,
kendisine nasıl yaklaşılırsa o da öyle davranır.
Zihinsel engellinin her şeyi öğrenmesi her zaman mümkün
değildir. Zihinsel engellinin öğrenmesi gereken, kendi başına
yaşamını sürdürebilmesine yetecek bilgiler olmalıdır. Dikkatleri
kısa sürelidir ve aynı zamanda dağınıktır. Aslında bu durum
aileden kaynaklanan bir güdüleme eksikliği ile de açıklanabilir.
Aileler, günlük yaşam mücadelesi içinde zihinsel engelli
çocuklarına özen ve dikkat gösteremezler ve çocuğun gelişimi
ilgisizlik nedeniyle aksar.
Zihinsel engelli çocuğun belleği zayıftır. Kısa süreli
bellekteki bilgileri uzun süreli belleğe aktarmada çeşitli
güçlükleri vardır. Akademik başarıları yavaştır. Okula giden
zihinsel engelli çocuk, normal zekaya sahip bir çocuğun bir
yılda tamamladığı süreci tamamlayamaz. Zihinsel engelli çocuğun
dil gelişimi de yavaştır. Kendini tam olarak ifade edemez.
Fiziksel olarak bazı devinimsel hareketler yaparlar.
Eğitilebilir zeka düzeyinde olanlar, kendi günlük bakımlarını
gerçekleştirebilirler ve bağımsız yaşama hazırlanabilirler.
Ancak bu bağımsız yaşam ve çalışma hayatları mutlaka korumalı
olmak durumundadır.Ancak, zihinsel engelli olan bireylerin
ihtiyaçları diğerlerinden farklı değildir. Temel yaşam
ihtiyaçları, sevgi, bağlanma ve ait olma ihtiyacı, kendini
gerçekleştirme ihtiyacı, sevme ve sevilme ihtiyacı, evlilik ve
neslini devam ettirme ihtiyacı söz konusudur. Sosyal hizmet
uzmanı, onların temel insan haklarını göz önünde bulundurur ve
bu ihtiyaçlarının karşılanmasını temel hedef olarak belirler.
Sosyal devlet anlayışı ve eşitlik çerçevesinde sosyal hizmet
uygulamalarına bakıldığında “müracaatçının” kendi kaderinin
kendisinin belirlemesi çok önemlidir. Ancak zihinsel
engellilerin hakları ve ihtiyaçlarını kendi başlarına
savunabilmeleri mümkün olmamaktadır. Bu durumda sosyal hizmet
uzmanı, zihinsel engellilerin sadece ihtiyaçlarını karşılamaya
yönelik değil, aynı zamanda onların toplumda yetenekleri
ölçüsünde yer almaları ve toplum kaynaklarında da ihtiyaçları
kadar yararlanabilmeleri için savunuculuk rollerini yerine
getirmelidir. Sosyal hizmet uzmanı, sadece engellilerin değil
ailelerin de savunuculuğunu yapmak durumundadır. Zihinsel
engelliler dışında kalan bütün engel grupları kendi kararlarını
kendileri verebilir ve haklarını savunabilirken zihinsel
engelliler için aileleri ve sosyal hizmet uzmanları bu görevi
üstlenmek durumundadır. Zihinsel engelli, ailesi ve sosyal
hizmet uzmanı arasındaki ilişki, etkileşim çok önemlidir ve
sürekli geliştirilmesi gereken bir alandır.
Zihinsel Engelli ve Oyun
Oyunun çocuğun gelişimine etkileri şu şekilde genel olarak ele
alınabilir(Erkan,1999).
Oyun çocuğun fiziksel gelişimini, zihinsel işlevlerini olumlu
olarak etkiler. Çocuktaki bastırılmış duygusal enerjinin,
ihtiyaç ve arzuların ortaya çıkmasına yol açar. Çocuk, oyun ile
sosyal kuralları, ahlaki standartları, uygun cinsiyet rollerini
öğrenir. Çocuğun öğrenmesi oyun ile çok kolaylaştırılmış olur ve
çocuğun yaratıcılığı gelişir ve artar. Oyunda aldığı roller
aracılığı ile içgörü kazanır ve arzu edilen kişilik
özelliklerinin gelişimi sağlanır.
Çocuklar oynayarak büyürler. Oynayarak fiziksel, sosyal,
kültürel bir olgunluğa erişirler. Zihinsel engellilerin
yaşamında da oyunların yeri önemlidir. Zihinsel engelliler ile
iletişimde kullanılacak olan oyunun türünü ve nasıl oynanacağını
çocuğun durumu belirler.
Zihinsel engelliler, çoğunlukla kendilerinden yaşça küçük
çocukların oyunlarını oynarlar çünkü onların zeka yaşları,
ihtiyaç ve ilgileri o yaş özelliğini göstermektedir. Sosyal
hizmet uzmanının zihinsel engelli ile kuracağı iletişim ve
etkileşimde çocuk psikolojisinden yararlanması önemlidir.
Zihinsel engelliler için oyunun önemi şu şekilde ele alınabilir(Dörger,2001).
1. Oyun, zihinsel engellinin bedensel
gelişimine katkıda bulunur. Engelli çocuğun bedensel
yetkinlikleri artar, kemik ve kasların büyümesi sağlanır.
Kasların gelişmesi bedensel gelişmeyi, bedensel gelişme ise
sinir sisteminin gelişimini ve motor gelişimini etkiler.
Bedensel ve zihinsel gelişme ve kontrol birbiri ile uyumludur.
2. Oyun ile zihinsel engelli, kendi bedenini ve
diğer bedenleri fark eder. Zihinsel engellinin bedenine
genellikle dokunma azdır. Çünkü kullandıkları ilaçlar, vücut
yaraları ve düzenli kendi temizliklerini yapamadıkları için
vücut kokuları vardır. Zihinsel engellinin bedeni fazla kilo ya
da belirli kaslarını çalıştırmadıkları için bazı farklılıklara
sahiptir. Bedeni ile yaptıkları uyuşmaz. Yetişkin bir zihinsel
engelli üç yaşında gibi davranabilir. Bu nedenle dışarıdaki kişi
dokunmaya çekinir. Ayrıca bedene dokunma zihinsel engellinin
aynı şekilde cevap vereceği için engelli tarafından istismara
uğrama ya da engellinin geçmişte yaşadığı bir istismar
davranışını anımsayarak farklı tepki göstermesi durumuna yol
açabilir. Aslında zihinsel engelli hem kendisine dokunulmasını
hem de başkalarına dokunmak ister. Ancak başkalarına
dokunduğunda cezalandırılır. Zihinsel engelliler ile az fiziksel
temas kurulduğu için kendi davranışlarını da ayarlayamaz. Aynı
şekilde kendisine yönelik istismar davranışlarını da her zaman
ayırt edemez.
3. Zihinsel engellinin kendi bedenini
benimsemesi giysileri ile yakından ilgilidir. Özbakım becerileri
gelişmediği için giysilerini temiz tutamaz ve aileler sıklıkla
temizliklerini yapmadan bekletirler. Aynı zamanda zihinsel
engelli çocukların yeni giysi ve beden yaşlarına uygun
giysilerin önemi fark etmeyeceğini düşünen aileler onlara küçük,
daralmış, eski giysileri giydirirler. Aslında zihinsel engelli
zeka yaşının müsait olduğu şekilde yeniyi, güzeli ve kendisine
yakışan giysiyi bilir ve böyle giyindiğinde mutlu olur. Diğer
kişilerin kendisine yaklaşmadığının da farkındadır.
4. Zihinsel engelliler kendi bedenlerini
tanımazlar. Bu konuda duyarlılık için oyun gereklidir. Kendi
bedenlerini merak ettikleri kronolojik yaşları ise oldukça
ilerlemiştir. Bu durumda kendi bedenini keşfetmeye çalışan
“büyümüş bir bedendeki küçük çocuk” ailesi ve çevresi tarafından
cezalandırılır. Aslında o anda kendi bedenini keşfeden 3-4 yaş
çocuğudur. Ancak aile ve çevre onun gelişiminden haberdar
olmadığı için ceza verme davranışına yönelirler. Zihinsel
engelliler ile çalışırken onların kendi bedenlerini tanımalarına
fırsat verilmesi gerekir.
5. Zihinsel engelliler çevrelerinden çok
kendileri ile alışveriş içindedirler. Çevreleri ile işbirliği ve
alışverişlerini geliştirecekleri oyunları oynamaları ve
paylaşmaları onların yeni kuralları öğrenmelerine yol açacaktır.
Böylece daha sosyal davranabileceklerdir.
6. Zihinsel engellilerin güven duygularının
gelişmesi önemlidir. Bu güven duygusu, hem kendilerine hem de
çevreye yönelik olarak geliştirilmek zorundadır. Bunun için de
zihinsel engellinin yapabileceğinden fazlası istenmeden onların
kendilerini gerçekleştirebileceklerini görmelerini sağlayacak
oyunlar düzenlenmelidir.
7. Oyun oynayan zihinsel engelli empati
geliştirme fırsatı bulur. Çünkü oyunu tek başına oynamaz ve
üstlendiği rol ile ilgili olarak annesi, babası, arkadaşı ve
diğerleri ile ilgili olarak onları anlamaya yönelir. Bu
davranışını tam bilinçli bir şekilde anlamasa bile yeni davranış
kalıbı öğrenmiştir ve onu uygulamaya başlar.
8.
Oyun ile zihinsel engellilerin davranışsal yetkinlikleri ve
bilişsel becerileri artar. Oyun ve oyunda kullanılan malzemeler
engellinin yaşamına bir yenilik getirir. Bu yenilikler beden
hareketlerine, bilişsel becerilerine mutlaka yansıyacaktır. Bir
kedi gibi davranmakla ilgili oyunda kediyi tanır ve kedinin
davranışları ile kendi davranışlarının farklı olduğunu görür.
Kedinin çıkardığı sesi, dört ayak üzerinde yürümesini bilişsel
olarak öğrenmiştir.
Yukarıda görüldüğü gibi oyun ve iletişim sosyal hizmet uzmanı
ve zihinsel engelli arasındaki iletişim ve zihinsel engellinin
psiko-sosyal ve fiziksel gelişimi için çok önemli rol
oynamaktadır.Zihinsel engelliler ile yapılan çalışmalarda
kullanılacak olan iletişimin çoğunlukla oyun aracılığı ile
olmasına dikkat edilmelidir. Sosyal hizmet uzmanları oyun ile
iletişim konusunda kendilerini daha yetkinleştirecek çabalar
içinde bulunmalıdır.
Zihinsel engellilerin ailelerinin engelli ile iletişimleri
konusunda oyunu kullanmaları yönünde eğitilmeleri gereklidir. Bu
konuda sosyal hizmet uzmanları tarafından ailelere danışmanlık
hizmeti verilmelidir. Çünkü aileler çocukları ile oyun oynamayı
her zaman gerçekleştiremezler.
Bu yazı, Yrd. Doç. Dr. Nilgün Küçükkaraca'nın
“www.sosyalhizmetuzmani.org” sitesindeki “Zihinsel Engellilik ve
İletişim” başlıklı yazısından derlenmiştir.
Çocukların zeka ve mental kapasiteleri, doğumdan itibaren
belli bir yaşa kadar devamlı gelişme sürecindedir. Çocuklarda
meydana gelen mental motor gelişim geriliğinin bir çok nedeni
olduğu gibi en başta gelen nedeni Merkezi Sinir Sistemini
etkileyen hastalıklar, travmalar ve doğum komplikasyonlarıdır.
Çocukta belli bir mental kapasite olsa bile çocuğun büyüme
gelişme döneminde yetersiz sitimulasyona maruz kalması ve
gerekli eğitim-öğretimin tam olrak verilememesi, çocuğun
zihinsel gelişimini sağlayacak ortamın hazırlanamaması, değişik
sitres etkenlerinin anne babayı ve aileyi etkilemesi, çocuğa
ilginin az olması, nedeni ile de suni bir mental motor gelişim
geriliği veya var olan kapasitenin gelişmemesi olabilmektedir.
Çocukların zeka problemlerinin farkına varılması önemlidir.
Belli bir hayat aşamasında aile ve toplumun beklentileri de bu
mental kapasiteye göre olmalıdır. Zeka probleminin farkına
varılması eğer başka nedenler yok ise çocuğun yaşına uygun
gelişimine ve sosyal konumuna ulaşmaması veya kendi kendine tam
olrak yetmemesi ile gözlenebilir.
Zeka geriliği tanımı,genel psiko-sosyal işlevselliğin yaşına
uygun beklenen durumun önemli derecede altında olması ile
beraber,insanlararası iletişim, kendine bakım, ev yaşamı,
toplumsal ve kişilerarası becerilerde, kendi kendini yönetip
yönlendirme, toplumsal ve kişiye sunulan olanaklardan yaralanma
becerilerinin bazılarında yetersizlik görülmesidir.
Çocukta zeka problemi olmadığı halde, yaşına uygun zeka
kapasitesini ortaya koyamamasının bir nedeni de çocukta
olabilecek psikiyatrik rahatsızlıklardır. Bu rahatsızlıklar
içinde çocukluk çağı depresyonları, uyum güçlükleri,dikkat
eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu özel öğrenme güçlüklerinden
sayılabilir. Bu tür hastalıklarda çocukta suni olrak mental
motor gelişim geriliği görülebilmektedir. Bu durumda neden olan
durum ortadan kaldırıldığnda zeka kapasitesinin belli bir ölçüde
tekrar ortaya çıktığı gözlenmektedir.
Zeka testleri ( IQ ) ile çocukların zeka düzeyi hesap
edilebilir. IQ düzeyi 0-25 arası çok ağır zeka geriliği, 25-40
arası ağır zeka geriliği, 40-55 arası orta zeka geriliği, 55-70
arası ise hafif zeka geriliği olarak belirlenmektedir. Zeka
testleri sonucuna göre zamanında yapılacak eğitim ile çocukların
mevcut kapasiteleri arttırılabilir. Zeka gerilikleri hafiften
şiddetliye göre sıralanabilir. Toplumda görülen zeka gerilikleri
içinde, çok ağır zeka geriliği toplam zeka geriliğinin ortalama
% 1 kadarını, ağır zeka geriliği % 4 kadarını orta derecede zeka
geriliği % 10, hafif derecede zeka geriliği ise % 85 kadarını
oluşturur. Yani toplumda görülen zeka geriliklerinin büyük
kısmını hafif derecede zeka geriliği oluşturmaktadır.
Zeka problemi olan çocukların bu problemlerinin tedavisi
mevcut kapasitenin kullanılmasına yönelik gerekli özel eğitim
hizmetlerinin verilmesidir. Çocuğun kendi kendine bakabilmesi ve
yetersiz kaldığı noktalarda gerekli becerilerin eğitim ile
sağlanması ve ailelere yönelik eğitim çalışmaları bunun için
gereklilik göstermektedir.
Zeka problemi olan çocukların ailelerine sosyo-ekonımik desteğin
sağlanması çok önemli bir noktadır.Ailenin bu durumda çocuğun
bakım ve eğitimi konusunda çabaları olumlu yönde
desteklenmelidir. Bu çocuklara zamanında müdahale önemlidir. Bu
nedenle mevcut eğitim öğretim sisteminde bu çocuklara daha fazla
imkan tanınması önemlidir. Gelişimim çok hızlı olduğu çocukluk
çağında gerekli müdahaleler çok rahat bir şekilde çocukların
eğitim ve öğretimi belli bir seviyeye getirebilme imkanı varken,
en değerli yıllar bazı eksikliklerden dolayı boşa geçmektedir.
Bu konuda özel ekip ve proföyenel yaklaşımlara ihtiyaç gün
geçtikçe artmaktadır. Ailenin ve toplumun bilinçlenmesi giderek
daha önem kazanmaktadır.
Katkılarından dolayı, Özel Eğitim Öğretmeni Sayın M. Akif AKINCI
Bey'e Teşekkür Ederiz.
Öğrenme Güçlüğü
Çocuklarda öğrenme güçlüğü bazı alanlarda çocuğun zeka
düzeyinin çok altında başarı göstermesi ile belli olur. Bu
alanlar matematik öğrenme güçlüğü, yazılı anlatım güçlüğü
şeklinde özetlenebilir.
Özel öğrenme güçlüklerinin görünümü çocuğun zeka seviyesi
normal olmasına rağmen yukarıda bahsedilen alanlarda gerekli
performansı başka bir psikiyatrik veya organik bir neden olmadan
gösterememesidir.
Özel öğrenme güçlüklerinin tanısı klinik görünüm ve yapılan
testlerle belli olmaktadır. Özel öğrenme güçlüğünün ayırıcı
tanısında okullardaki normal olarak gelişen sapmalar, eğitim ve
öğretimde fırsat eksikliği, çocuğa verilen yetersiz öğrenim
durumu göz önüne alınmalıdır. Ayrıca görme ve işitme veya duyu
bozukluklarında, zeka problemi olan çocuklarda, yaygın
gelişimsel geriliği olan çocuklarda görülen o bozukluğa bağlı
öğrenme güçlüğünden bu mevcut durum ayırt edilmelidir.
Okuma bozukluğunda çocuğun zeka düzeyi ve aldığı eğitim göz
önüne alındığında çocuğun ondan beklenen seviyenin önemli
derecede altında okuma becerisi göstermesidir.
Okuma bozukluğu olan çocuklarda seseli okumada çarpıklıklar,
yanlış sözcük kullanma ve sözcük atlamaları olur. Okuma
bozukluğu yüksek IQ ile beraberse erken tanı ve tedavi ile iyi
olmaktadır.
Matematik ve yazılı anlatım bozukluğunda da okuma
bozukluğunda olduğu gibi IQ seviyesi ve aldığı eğitim göz önüne
alındığında önemli derecede yetersizlik görülür. Bu durum
çocuğun okul performansını ders başarısını önemli ölçüde
etkiler. Aileler normalde çocuklarının zeka düzeyine
baktıklarında belli bir başarı beklemelerine karşın çocuklardan
yukarıda bahsedilen alanlarda önemli derecede sıkıntı
olmaktadır. Bu durumda çocuğun kendi özgüveni bozulmakta, aile
ile ilişkilerde sorun yaşanmaktadır.
Özel öğrenme güçlüklerine başka psikiyatrik durumlarda eşlik
edebilir. Özellikle dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu
bir arada olabilir.Tedavide özel öğrenme güçlüğüne yönelik
eğitimin verilmesi ile tedavi gerçekleşebilir. Ancak bu durumun
tedavisi uzun bir süre almakta bazı problemler yaşam boyu
sürebilmektedir.
Katkılarından dolayı, Özel Eğitim Öğretmeni Sayın M. Akif AKINCI
Bey'e Teşekkür Ederiz.
Zihinsel Engelli Çocuğun
Psikolojisi
ZİHİNSEL ENGELLİ ÇOCUKLARIN ZİHİN ÖZELLİKLERİ;
Akademik kavramları geç,güç ve sinirli öğrenirler
Dikkat süreleri kısa ve dağınıktır
İlgileri kısa sürelidir
Soyut terim tanım ve kavramları çok geç ve güç anlar ve
kavrarlar
Zaman kavramı çok geç ve güç gelişir
Konuşmaya geç başlarlar
Genelleme yapamazlar
Kazandıkları bilgileri transfer edemezler
Yeni durumlara uymada çok zorluk çekerler
Kolayca yorulurlar sebatsızdırlar
Kendilerinden küçüklerle ilişki kurmayı ve oynamayı tercih
ederler
Gördükleri duydukları ve öğrendiklerini çabuk unuturlar
Yakın zamanla ilgilenirler,uzak gelecekle ilgilenmezler
Algıları kavramları ve tepkileri basittir
Duygu ve düşüncelerini açık ve bağımsız olarak ifade edemezler
ZİHİNSEL ENGELLİ ÇOCUKLARIN SOSYAL ÖZELLİKLERİ;
Kendilerinden yasça küçüklerle sosyal ilişki kurarlar
Yakın dostlukları uzun süre devam ettiremezler
Sosyal ilişkilerinde gurup içinde daima tabi olmayı tercih
ederler
Oyun ve toplum kurallarına uymakta güçlük çekerler
Genellikle fiziki görünüşlerde giyim ve kuşamlarında farklılık
gösterirler
Nezaket ve görgü kurallarına uymada gerilik gösterirler
Sosyal bakımdan uygunsuz birçok davranışları vardır
Sosyal faaliyetlere karşı ilgileri azdır
Sosyal ilişkilerde bencildirler
Sosyal ilişkilerde kendilerini gurupta kabul ettirecek
becerileri azdır
ZİHİNSEL ENGELLİ ÇOCUKLARIN KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ;
Kendilerine güvenemezler
Belli bir amaca ulaşmak için çaba sarf etmezler
Sebatsızdırlar kolayca cesaretleri kırılır
Geç ve güç dostluk kurarlar
Sorumluluk almaktan kaçınırlar
Birlikte bulundukları kişilerin duygu ve düşüncelerine ilgi ve
saygı duymazlar
Kendi kendilerine bir işe başlama ve sürdürme arzusu duymazlar
Duygu ve düşüncelerini ifade etmede birçok duygusal bozukluk
gösterirler
Katkılarından dolayı, Özel Eğitim Öğretmeni Sayın M. Akif AKINCI
Bey'e Teşekkür Ederiz.
Türkiye'de Zihinsel
Engellilerin Eğitiminde Tarihi Süreç
Türkiye'de ilk kez Milli Eğitim Bakanlığı 1960'lı yıllarda
ilk okullar bünyesi içerisinde öğretilebilir çocuklar için özel
sınıflar açmıştır. 1985'de 517 adet özel sınıf, 6851
öğretilebilir çocuğun eğitim göreceği kapasiteye ulaşmıştı. O
yıllara kadar zeka düzeyi (IQ) 50'nin altında ki özürlülük
derecesi tıp sorunu kabul edildiği için eğitim programı dışında
bırakılmıştı. Türkiye'de ağır zihinsel engelli çocuklar için
eğitim metodları geliştirilmemiş ve hem de eğitimle ilgili kurum
ve kuruluşlar oluşturulmamıştı.
Zeka düzeyi (IQ) 50'nin altında öğretilebilir çocukların
eğitimi, 1970'de (o zaman ki adı Geri Zekalı Çocukları Koruma
Derneği olan) Öğretilebilir Çocukları Koruma Derneği'nin Ankara
Sağlık Sokak'taki kiralık binasının bir odasında dört öğrenci
ile başladı. Uygulanan eğitim programının amacı, zeka düzeyi
50'nin altında öğretilebilir çocukların da kendi kendine
yetebilir, ve eğitim alabilir duruma getirilebileceğini
kanıtlamaktı. 5-10 yaş grubu arasında öğretilebilir çocukların
eğitimi, kısa sürede olumlu sonuç vererek ailelerde talep artışı
yarattı ve eğitim kapasitesi aşağıda belirtildiği gibi hızlı bir
artış gösterdi:
|
1970 |
1 |
4 |
|
1971 |
2 |
24 |
|
1972 |
3 |
33 |
|
1973 |
3 |
45 |
|
1974 |
3 |
46 |
|
1975 |
- |
- |
|
1976 |
5 |
55 |
|
1977 |
5 |
58 |
|
1978 |
6 |
60 |
|
1979 |
7 |
70 |
|
1980 |
7 |
70 |
|
1981 |
7 |
70 |
|
1982 |
12 |
96 |
|
1983 |
12 |
96 |
|
1984 |
12 |
140 |
|
1985 |
16 |
152 |
Milli
Eğitim Bakanlığının 1990'da zeka düzeyi 50'nin altındaki
öğretilebilir çocukları da programa dahil etmesi, bu yönde
devletin ve gönüllü kuruluşların ilgi alanının genişlemesine
katkıda bulundu.
Bu yazı, “www.ada.net.tr/zycvakfi”
adresindeki ilgili yazıdan alıntı yapılmıştır.