>
Anne ve Babalara
Bir Sesleniş
> Ortopedik
Çocuğu Olan Ailelere Öneriler
> Görme Çocuğu Olan Ailelere Öneriler
>
İşitme Engelli Çocuğu Olan Ailelere
Öneriler
> İyi Bir Konuşma Gelişimi İçin
> Zihinsel Engelli Çocuğu Olan Ailelere Öneriler
> Zihinsel Yönden Yetersiz Olan Çocukların Eğitimleri
> Down Sendrolmlu Çocuğu Olan Ailelere Öneriler
> Otistik Çocuğu Olan Ailelere Öneriler
> Otizm İle İlgili Sık Sorulan Sorular
> Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite İçin
Ailelere Öneriler
> Hayatımızı Kolaylaştırmak İçin Basit
Çözümler
> Selebral-Palcy- Spastik Çocuğu Olan Ailelere Öneriler
> Beyin Felci Olan Çocukların Aileleri İçin
ANNE ve BABALARA BİR
SESLENİŞ
Sevgili Anne ve
Babalar!...
Hiçbir anne ve baba,
çocuğunun özürlü olarak dünyaya gelebileceğini ya da sonradan özürlü
olabileceğini düşünmez. Hamilelik dönemi boyunca güzel hayaller ve
sağlıklı bebek siluetleri eşlik eder bu bekleyişe. Anne ve baba, doğum
öncesi, sonrası ya da çocukluğun bir safhasında çocuklarının engelli
olduğunu/olacağını öğrendiklerinde büyük bir çöküntü yaşarlar. Üzüntü,
şaşkınlık, kararsızlık, asabiyet, suçluluk duygusu vb. duygular ile
zihni tereddütler, bunalımlar yaşanması çok doğaldır ilk dönemlerde.
Ancak bu durumda bile bilhassa eşlerin her zamankinden çok birbirini
desteklemesi erekmektedir.Eşlerin birbirini suçlaması, çocuğun kendisini
suçlu görmeleri ya da bu özrün kabahatini kaderde ve hatta Allah'ta
aramaları , Allah'ı suçlamaları “suçlu arama” işinin neticesinde öfke ve
kızgınlığın yöneltilebileceği bir kaynak arayışını göstermektedir. Akl-i
selim düşünen bir insan, bunun hem zaman, emek kaybı ve kırgınlık
sebebi, hem de Allah'a isyana götüren hal ve hareketler olduğunu bilir
ve “suç ve suçlu arama” gibi bir girişime de tenezzül etmez. Çünkü,
ortada bir suç ve suçlu yoktur; masum bir bebek ile üzüntü ve şaşkınlık
içinde olan bir anne- baba vardır...
Eşlerin birbirine destek
olması, maddi- manevi bir güç gerektiren bu durum karşısında onların
güçlerini daha artırmalarına vesile olacaktır. Birbirini suçlamayan,
birbirini eleştirmeyen iki insan, engelli bir çocuğun anne-babaları
olarak zaman zaman yaşadıkları sıkıntılar sebebiyle birbirlerine kızıp,
küçük kırgınlıklar yaşasalar da bunlar geçici olacaktır.Böylesi bir
tavır, onların “Kabul süreci”ne kolay ulaşmalarını sağlayacaktır. Aile,
suçlu aramaktan vazgeçip, çocuklarını ve onun özrünü/engelini
kabullenmeye başladıkları anda bu evreye geçiş hızlanmaktadır. Oysa,
özürlü çocuğunu en yakınlarından bile aylarca, yıllarca saklayan aileler
olduğu gibi; çocuğuyla hiç ilgilenmeyen, çocuğunu yok sayan ve onu
maddi/manevi terk eden anne ya da babalar da olmaktadır. Böylesi bir
durum, eşlerden diğeri için yıkım üstüne yıkım oluşturmaktadır. Eşler
birbirlerine o kadar kenetlenmeli ki; hem kendileri , hem de çocukları
için çok şey yapabilsinler...
Bu kenetlenmiş
birlikteliğe bilhassa eşlerin anne ve babalarının, daha sonra diğer
akraba ve komşu çevrelerinin katılımları da çok önemlidir. Bu noktada en
büyük destek, aileyi suçlayıcı, toplumdaki olumsuz yargıları yansıtıcı,
ümit kırıcı, moral bozucu konuşmalara fırsat vermemekle olacaktır.
Çevreden beklenen, aileye karşı pembe tablolar oluşturup, beyaz yalanlar
söylemesi ya da onların yaşadıkları acıyı, hüznü basite indirgemeleri
değil, sadece anlayış ve ilgiyle onlara yaklaşma gayretleri olmalıdır.
Aslında, ilk aylar, bu hüznün bastırılmasından çok yaşanması daha
anlamlıdır. Çünkü toplum, hüznün ve gözyaşının bastırılması gerektiği
fikrini gizli- açık empoze etmektedir. Oysa, insan için sevinç kadar
hüzün de, gülmek kadar ağlamak da hayatın gerçekleridir. Bu konuda
çevreden gelen bilinçli- bilinçsiz baskılar, bir süre sonra aileyi
olmadığı gibi görünme, hissetmediği gibi davranma şekline itecektir. Bu
da ev dışında ve evde de başkalarının yanında “maske takma”ya
götürecektir anne- babayı. Oysa, bilhassa dertleşmek, hissettiğini
yansıtmak –duyguları abartmamak ve uzun süreye yaymamak koşuluyla- anne
ve baba için faydalı olacaktır.
Anne ve babanın hiçbir
zaman unutmaması gereken bir husus var ki; onlar bu engeli
kabullenmişlerse, çocuklarının da “özrüyle barışık bir hayat” için
azmedeceği; eğer kendileri mutlu bir hayat için gayret sarf ediyorlar
ise, çocuklarının da böyle bir gayret içinde olacağı gerçeğidir...
NOT: Sevgili anne ve
babalar, ilerleyen haftalarda/ aylarda “Anne ve babanın (çocuğu ve
çocuğun engelini) kabul sürecini etkileyen etkenlerden ve engelli çocuğa
sahip anne- babaların yapmaları ve kaçınmaları gereken hususlardan,
hayata dair eğitim sürecindeki temel ilkelerden bahsetmeye çalışcağız.
Daha umutlu, sağlık, huzur ve mutluluk dolu günlerde görüşmek ümidi ve
duasıyla...
SULTAN YILMAZ
(Psk.Dan./Rehb.Uzm.)
ORTOPEDİK ENGELLİ
ÇOCUĞU OLAN AİLELERE ÖNERİLER
Çocuğunuzun bedensel
yetersizliğinin eğer bir şeyler yapmaz ya da destek olmazsanız onun tüm
gelişimini olumsuz etkileyebileceğini unutmayın.Çocuk eğer emeklemiyor,
yürüyemiyor veya oturamıyorsa çevresiyle ilgisi buna bağlı olarak
sınırlı kalacaktır.Çocuğun bedensel yetersizliğine rağmen çevresiyle
aynı şekilde ilişki kurmasını sağlamak sizin görevinizdir. Bu nedenle
mümkün olduğunca çevreyi çocuğun ayağına getirmek, bir başka deyişle
emeklemese de, oyuncağı tutmasa da ona oyuncağı göstermek, sesini
dinletmek, gözüyle takip etmesini sağlamak çocuğunuzun gelişimine destek
olacak etkinliklerdir. Onu yardımla yapabileceği işlerde destekleyip
teşvik edin ki bir süre sonra yardımsız olarak yapmayı başarabilsin.
Yapabildiklerini de görmezden gelmeyin, küçümsemeyin. Bazı şeyleri
yapabildiğini görmek ona güven ve cesaret verecektir.
GÖRME ENGELLİ ÇOCUĞU
OLAN AİLELERE ÖNERİLER
Sevgili anne- babalar unutmayınız
ki; görmeyen çocuğunuz da bütün gören çocukların geçtiği aşamalardan
geçerek büyüyecek ve gelişecektir. Gören çocuklar hangi davranışları ve
gelişim özelliklerini gösteriyorlar ise görmeyen çocuklar da aynı
davranış ve özellikleri göstereceklerdir.
Bazı davranışlar aslında o yaşın
özelliği olarak ortaya çıkmakta ise de, anne babalar, bunların hemen
çocuğun görmemesinden kaynaklandığını zannedip telaşa kapılmaktadırlar.
Bazen de kendi çocuk büyütme yöntemlerinin hatalarını çocuklarının
görmemesine atfetmektedirler. Bu nedenle, ilk önce, çocuk psikolojisi ve
/ veya gelişimi kitaplarından “çocuk gelişim özelliklerini öğreniniz ve
karşılaşılan güçlüklerde çocuğunuzun görmemesine sığınmayınız. Diğer
önemli nokta ise; ailelerin beklenti düzeylerinin yüksek olmasıdır.
Görmeyen çocuklarından, henüz ulaşmadıkları aşamanın özelliklerini
beklemektedirler. Böylece hem kendileri hem de çocuk stres yaşamaktadır.
Bir davranış veya becerinin ortaya çıkabilmesi için önce çocuğunuzun
bünyesi yeterince gelişmiş olmalı (hazır olmalı), kasları, sinir
sistemi, beyin gelişimi uygun olmalıdır. Ancak o zaman sizin sunacağınız
olanaklar etkili ve yararlı olur. Çocuğunuzdan yapmaya hazır olmadığı
şeyleri beklerseniz onu hırçın ve inatçı yaparsınız. Çocuğunuz sizin
istediğiniz hızda değil, doğuştan getirdiği büyüme hızında gelişecektir.
Her çocuğun büyüme hızı birbirinden farklıdır; bir beceriyi biri 2 ay
önce, diğeri 3 ay sonra yerine getirebilir. Sizin çocuğunuz geri kaldı
zannedip telaşlanmayın ama gereken olanakları sunmaya devam edin.
Çocuğunuz bütün gelişim alanlarında
aynı hızda ilerleme göstermez, telaşlanmayın. Örneğin; yürümeye
çabalayan her çocukta konuşmadaki ilerlemeler yavaşlar, yürüdükten sonra
kelime sayısında ve cümle kurmada ilerleme olur.Çocuğunuzun doğuştan
bazı özellikleri kalıtımsal getirdiğini, yani aileden birine çektiğini
unutmayın, hemen görmemeye bağlayıp üzülmeyin. Görmeyen çocuğunuzda
görenlerden farklı olarak şu özelliklere dikkat etmelisiniz:
Gören çocukların kendiliklerinden
öğrendikleri şeyleri, görmeyen çocuğunuzun öğrenebilmesi için sizin
desteğinize mutlaka gerek vardır. Çocuğunuzda görmenin yerini, özellikle
okul öncesi dönemde dokunma duyusu ağırlıklı olarak alır.Yani
çocuğunuzun özellikle elleri gözlerinin yerine geçecektir. Dış dünyayı
görerek tanıma yerine elleri ve dokunma duyusunun tümü ile yoklayarak
tanıyacak ve zihninde kavramlar geliştirecektir. Görmeyen bebekler
cisimleri ağızlarına görenlerden daha sıklıkla götürürler çünkü ağızları
ile de tanırlar.Elleri göğüs hizasında birleştirmek çok önemlidir,
ilerde iki el kullanılarak yapılacak pek çok becerinin iki el tutma,
sallanan bir oyuncağı iki el ile yakalama gibi faaliyetlere teşvik edin.
Gören bebeklerin kendiliklerinden
yaptığı el ile ayak yakalama oyunlarını görmeyen bebeğinize siz
yaptırın; tek el ile ayak yakalama, iki el ile tek ayağı yakalama,
çapraz el ve ayak yakalama gibi.Bu hareketler vücudunun kısımlarını
tanımasına yardım edeceği gibi, zihninde mesafe kavramının gelişmesi
için temel oluşturur. Bebeğinize sadece penye fanila veya zıbın
giydirmeyin çeşitlendirin. Yünlü, pazen, patiska vs. ne kadar çeşitli
kumaştan tenine değerse, dokunma duyusu ile o kadar kavram zihninde
oluşur.
Bir yaş öncesinde, bütün tekerlemeli
oyunlardan gören kadar görmeyen bebek de zevk alır, tel sarar, bir kuş
konmuş (avucuna) parmak, bilek, el kaslarının gelişimi için faydalıdır.
Görmeyen bebekler kendiliklerinden emeklemezler, gören bebekler,
hoşlarına giden bir nesneye ulaşmak için çaba gösterirler, görmeyen
bebekleri ise sesli oyuncaklara ulaşmak için çabalamaya teşvik
etmelisiniz.
Görmeyen çocukların çok sık
başlarını (boyunlarını) öne eğerek durdurdukları görülür. Bunu önlemek
için, bebeğinizi sadece sırt üstü yatırmaya alıştırmayın. İhtiyaçları
karşılandığı ve keyifli olduğu zamanlarda bebeğinizi alçağa (örneğin
yere) yüzü koyun yatırın ve siz yüksekte oturun. Ona yüksekten konuşun,
oyunlar yapın, böylece boynunu yukarı kaldırma ve tutma egzersizleri
yaparak boyun kaslarını geliştirmesini ve başını dik tutmasını sağlamış
olusunuz. Bunu yapabilmesi için kolları üzerinde hareket ettirilmelidir.
Bebeğinize yastıklar yapın ve içini farklı cisimlerle doldurun (nohut,
fasulye, pirinç, mercimek gibi).Bebeğinizin bu farklı yastıklar üzerinde
yüzükoyun ve sırtüstü yatarak değişik dokunma uyaranları ile sert-
yumuşak, iri-minik kavramlarını hissederek öğrenmesini sağlayın.
Yürümesi için yine sizin teşvik
etmeniz gerekmektedir. Yürüdükten sonra değişik hareketleri siz
öğretmelisiniz. Koşmak, zıplamak, dizini bük, eğil, çömel, kolunu
kaldır, kolunu uzat vs. gibi. Bunları öğretirken; siz o hareketi kendi
elleriniz ile onun kol ve bacakları üzerinde yaptırmalısınız. Aynı
zamanda da hareketleri isimlendirmeli ve tarif etmelisiniz.Bunları
görmediği için kendi başına öğrenemez. Ayak tabanları da avuç içi ile eş
değerde beyne bilgi gönderiri. Hava ve ısı şartlarına uygun olarak,
çocuğunuzun çıplak ayak ile her yerde dolaşmasına izin verin ki zemin ve
yüzey farklılıklarını öğrensin. Evde; taş, parke, marley, fayans,
mermer, halı, kilim,... dışarıda; çimen, toprak, kum, çakıl asfalt vs.
Aynı zamanda cisimlerin özelliklerini öğrensin, ince-kalın, soğuk-sıcak,
sert-yumuşak, kısa-uzun, büyük-küçük ve cisimlerin yapıldığı maddeleri
öğrensin; plastik, tahta, kumaş, cam, metal bunları sürekli
isimlendirerek anlatmalısınız.
Dokunarak hissetmeden, sadece
anlatılanları dinlemek hiçbir şey ifade etmez. Bütün çocuklar oyun ile
öğrenir. Çocuklarla ders çalışırsanız, hiç istekli olmazlar. Günlük
yaşam içinde pek çok işi, faaliyeti oyuna dönüştürebilirsiniz.Evde
batıcı, yaralayıcı, canını yakıcı nesneleri toplayın, görmeyen çocuğunuz
da dolaşmaktan, hareket etmekten korkmasın. Özgürce dolaşsın ki dış
dünya ile baş etmeyi öğrensin. Yeni yürümeye başladığında itilen,
çekilen, ses çıkaran, hareket eden oyuncaklar alın. Oyuncakları da
malzeme olarak çeşitlilik göstersin. Tahta, kağıt, karton, bez, plastik,
metal gibi. El ile sıkılan oyuncaklar da el kaslarının gelişmesine
yardımcı olur.
Çocukluk dönemi, özellikle 0-6 yaş
tüm çocuklar için somut olarak yaşanılarak öğrenilen bir dönemdir.
Görmeyen bebek ve çocuğunuzu da somut olarak yaşatarak zihninde kavram
oluşturabilirsiniz. Seçtiğiniz oyuncaklarla pek çok kavramı çocuğunuza
dokunma duyusu ile hissettirerek öğretmelisiniz. Düz, pütürlü, sivri,
yamuk, eğri, yuvarlak, köşeli gibi.
Görmeyen çocukların müzik
ilgilerinin fazla olduğu görülmektedir. Çocuğunuzun sesi işiterek, müzik
dinleyerek zamanını geçirmesine fırsat vermeyin. Hem zihninde kavram
gelişmesi sınırlı kalır, hem de gittikçe hareketsizleşir.
1-1,5 yaş civarlarında vücudunun büyük
organlarını, kol, bacak, baş, karın onun vücudunda ve kendi vücudunuzda
öğretin. Daha sonra başının bölümlerini; ağız, burun, kulak, saç, kaş,
diş ve el ve ayak parmaklarını öğretin. Bütün bunları önceleri
kendisinde sonra karşısındaki kişide göstermelidir, isimlendirme çok
daha sonra yer alır. Hemen hemen aynı sıralarda hayvan seslerini
öğretebilirsiniz. En iyi öğrenmeyi sağlamak için gerçeğini dinletmeli,
hatta mümkün olanları yoklatmalısınız.
Gören çocuklar dış dünyadaki
nesneleri bir bakışta görürler. Görmeyen çocuklar ise bir nesneyi
ellerine aldıkları zaman bir parçasını, sonra diğerini, sonra sıra ile
kalan kısımlarını yoklarlar. Bu nedenle, parçadan bütüne doğru
ilerlenir. Böylece, görmeyenlerin zihninde kavramlar parçadan bütüne
doğru gelişir. Görmeyen çocuklara da bir şey öğretirken mutlaka alt
basamaklara bölmeliyiz, sonra da aşama aşama öğretmeliyiz. Mekan algısı
ve zihinsel harita geliştirebilmesi için önce odasını, kapıda başlayarak
duvarları yoklatarak ve sıra ile eşyaları tanıtarak öğretmeliyiz. Evde
eşyaların yerini değiştirmeyelim ki evin düzenini, odaların yerini,
zihninde harita oluşturarak öğrensin. Çocuğunuzu parklara götürün,
koşturun, kaydırın. Kendi başına hareket edebilmesi için “bağımsız
hareket yöntemlerinin” öğretilmesi gerekmektedir.
Yemek yeme becerilerini
kazanabilmesi için kaşıkla yedirin, pütürlü yemeye alışabilmesi için
yemekleri püre şekline dönüştürmekten sakının. Görmezlik tiklerinin
gelişmesini önlemek için, hareketsiz kalmasını, canının sıkılmasını
önleyin.Mümkün olduğu kadar onu her yaşta ve tüm vücudunu içeren
hareketlere ve faaliyetlere yönlendirin.
İŞİTME ENGELLİ ÇOCUĞU OLAN AİLELERE
ÖNERİLER
Konuşma dili ile
iletişim kuran işitme engelli bir birey, toplum içinde daha özgür bir
biçimde iletişim kurabilir. Dolayısıyla günlük yaşantılarında ve aile
hayatında daha bağımsız olabilir. Yüksek okulda okuma avantajları, iş
olanakları, sosyal güvence şansları daha fazla olur.
İşitme engelli
çocuklar, gerektiği gibi uyarılırsa ve yardım alırlarsa konuşmaların
büyük bir kısmını algılayabilirler, normale yakın bir konuşma becerisi
kazanabilirler.İşitme engelli çocukların bazıları ailelerin katılımı,
profesyonellerin desteği ile çevrelerindeki insanların konuştuklarını
dinlemeyi öğrenebilmekte ve onların konuşmalarından bazı konuşma
becerileri kazanabilmektedir. Bazıları ise, yeterli bir konuşma
becerisinin gelişimi için daha organize eğitim programlarına ihtiyaç
duymaktadır.Normal işiten çocuklar arasında olduğu gibi, işitme engelli
çocuklar arasında da bireysel farklılıklar vardır. Ancak bu işitme
engelli çocuklar arasındaki bireysel farklılıklar, normal işiten
çocuklar arasındaki farklılıklardan çok daha fazladır. Çünkü işitme
kaybının derecesi, kaybın başlangıç yaşı, işitme cihazı kullanma yaşı,
eğitime başlama yaşı gelişimi etkileyen çok önemli faktörlerdir.
İşitme engelli
çocuklarda konuşma becerilerinin kazanılması hem çocuğun
özelliklerinden, hem de bazı dış faktörlerden etkilenmektedir. Çocuğun
kendine has özellikleri, sensori-nöral işitme kaybı seviyesi, işitme
kaybının başlama yaşı, görsel keskinlik, sentral sinir sisteminin
yapılanması veya hasarı, perifal sinir sisteminin yapısı veya hasarı
vb.dir. Dış faktörler ise, işitme cihazı önerilme ve kullanma yaşı,
işitme cihazı, eğitime başlama yaşı, uygulanan eğitim metodu, sosyo-eğitimsel
pratikler ve deneyimler, çevresel iletişimler, ailenin başetme
becerileri, çocuğun yaşıtları ile iletişim tarzıdır. Çocuğun kendine has
özellikleri değiştirilemezken; dış faktörler işitme engelli çocukların
konuşma becerilerini etkileyecek biçimde düzenlenebilir veya
değiştirilebilir. Dolayısıyla, dış faktörlerin değiştirilmesi ve
düzenlenmesi, konuşma becerilerini düzenlemeye yönelik herhangi bir
eğitim programının en önemli kısmıdır.
İYİ BİR KONUŞMA
GELİŞİMİ İÇİN
VAZGEÇİLMEZ TEMEL İLKELER ŞUNLARDIR:
1-İŞİTME KAYBININ ERKEN
FARKEDİLMESİ, TANISININ KONMASI: Teknolojinin gelişmesi ile erken
bebeklikte işitme kaybı tanısı konmakta, işitme cihazları birkaç
aylıktan itibaren seçilebilmektedir. Böylece bebek, annesinin doğal
konuşma şekillerini nesnelerle ya da olaylarla birlikte almaktadır.
Çocuğun bu şekilde işitsel uyaranları alması, vokalizasyonlarını
artırmakta ve çeşitlendirmektedir. Bu sayede aldığı geribildirimler,
çıkardığı sesin kalitesini artırmakta ve ileride konuşmayı kazanmasına
destek olmakta, dil gelişimi daha etkin biçimde gerçekleşmektedir.
2-UYGUN DUYUM
CİHAZLARI: Uygun duyum cihazının seçimi, her bir çocuğun ihtiyacına
bağlıdır.bu cihazların herhangi biri kullanılırken, konuşma
becerilerinin en iyi şekilde gelişebilmesi için eğitimcinin ve
klinisyenin konuşmanın akustik özelliklerine tanışık olması, cihazların
her bir çocukta ne tip bir konuşma paterni oluşturacağını bilmesi, çocuk
için seçilen cihazın en uygun cihaz olduğundan emin olması ve cihazların
iyi akustik ortamlarda kullanılması gerektiğinin farkında olması
gerekmektedir.
3-İŞİTSEL BECERİLERİN
GELİŞTİRİLMESİ: Konuşmanın üretilmeden önce anlaşılması gerekmektedir.
İnsanlar, kendilerine söylenenleri anlayabilmek için kulaklarına,
gözlerine ve derilerine gelen mesajları fark etmek, ayırt etmek ve
tanımlamak, konuşma sırasındaki duyumsal geribildirimlerin farkında
olmak zorundadırlar. İşitme cihazı ile işitmeyi sağlamak yeterli
değildir; bu çok kolaydır. Asıl zor olan, bilinçli çabayı gerektiren
duyulanı anlamayı geliştirmektir. Konuşma uyaranlarının anlaşılıp, ayırt
edilmesi duyulmasından daha önemlidir. Dinleme becerisi kazandırarak
işitme engelli bir çocuğun işitme kaybını değiştiremeyiz ama işitme
eğitiminden edinecekleri deneyim kanalıyla çevresiyle daha yakın
ilişkiye girmesini, hangi cisimlerin ses verdiği, hangilerinin vermediği
konusunda bilgi sahibi olmasını, konuşmasının ritmini algılayabilmesini
sağlamış oluruz.
4-NORMAL DİL
GELİŞİMİNİN BASAMAKLARININ İZLENMESİ: Bilindiği gibi, normal işiten bir
çocukta lisan gelişimi, yeterli işitsel uyaran varsa otomatik olarak
meydana gelir. Lisanın tam gelişimi, normal işiten bir çocuk için bile
zor ve uzun bir işlemdir ve yeni doğan bir bebeğin iletişim için
kelimeleri denemeden önce bir yıl dinleme deneyimine ihtiyacı
olmaktadır. İşitme engelli çocuk, bu dinleme deneyimini kaçırmaktadır.
Eğer çocuk, işitme kaybı öncesinde konuşma seslerini hiç duymadıysa,
seslerin anlamlarını öğrenmesinde yeni doğan bir bebekten farkı
olmayacaktır. Bu nedenle, işitme kaybı olan çocuğun eğitiminde normal
işiten bir çocuğun lisan gelişimi temel alınmalıdır.
5-UYGUN ORTAMIN
OLUŞTURULMASI: İşitme engelli çocukların konuşmalarını geliştirmek için
hazırlanan eğitim programlarında, eğitim, bir kiliniğin, bir sınıfın
duvarları arasına veya bir eğitimciyle çalışma saatleri içine
sıkıştırılmamalıdır. Eğitim, evde ve sosyal yaşantıda da süreklilik
kazanmalıdır. Anne-baba çocuğun dikkatini bütün çevre seslerine çekmeli
ve ihtiyacı olan kelimelerle desteklemeli; işitsel uyaranları artırmalı,
zenginleştirmeli;çevredeki diğer insanlarla ve çocuklarla ilişki
kurması, nasıl davranması gerektiğini öğrenmesi, bağımsız olması,
kendine güven duygusunun gelişmesi için normal çevreyi sağlamalıdır.
6-AİLE EĞİTİMİNİN
BAŞLAMASI: Günlük yaşam becerileri, anadili ve sosyal davranışlar ilk
olarak aileden öğrenilir. Bu nedenle aile, işitme engelli çocuğun lisanı
öğrenmesinde çok önemlidir. Çünkü gerçek deneyimler, aile çevresinde
tekrarlı aktiviteler sonucunda kazanılır. Sözel iletişimi geliştirmek
için anne-babanın çocuğunun işitme kaybını, işitme kaybının derecesine
ve ihtiyaçlarına uygun aleti, eğitimin ilkelerini, konuşmayı algılama ve
konuşmayı üretme stratejilerini benimsemesi gerekmektedir.
Çocukların konuşmaya
bağlı iletişim becerilerini en iyi şekilde kazanabilmesi, bireysel
cihazları olmasına, bilişsel düzeylerine, motor gelişimlerine, kendi
başına hareket etme becerilerine, kişisel ve sosyal yaşantılarına
bağlıdır. Eğitimde yararlanılacak konular ve kavramlar günlük yaşamdan
seçilmeli ve çocuğun gelişimine uygun olmalıdır. Eğer eğitim içerisinde
bazı teknikler çok fazla ve seçilerek kullanılırsa, işitme engelli bir
çocuk, derste öğrendiğini günlük yaşama taşımada, diğer kişilerle
iletişim kurmada problemlerle karşılaşmaktadır.
Konuşma eğitimi,
sadece belirli konuşma paternlerine bağlı kalmamalı, çocuğun konuşma ile
iletişim kurmaya istekli olmasına; anlatma, soru sorma, açıklama,
tanımlama, tartışma gibi yetişkinlerin kullandığı konuşma paternlerine
de bağlı olmalıdır.Konuşmayı öğrenme sürecinin ilk aşaması, sesli-
sessiz harflerin tekrarlatılmasından çok, doğru tonlama ile vokalizasyon
yapılmasıdır.İletişime girdikleri ortamda kullanılan anlamlı konuşmalar
formal eğitimden daha fazla yarar sağlamaktadır.
7-ENTEGRASYONUN YAPILMASI:
İşitme engelli çocuğun, işitme engelliler için açılmış olan özel
ilköğretim okullarına veya özel eğitim sınıflarına yerleştirilmesinden
sakınılmalıdır. Uygun düzenlemeler yapılarak, eğitim ihtiyaçlarına uygun
programlar hazırlanarak, işitsel rehabilitasyon desteği ile
entegrasyonun şartları oluşturularak normal işiten çocuklarla birlikte
öğretime devam etmesi sağlanmalıdır.
UZMAN ODYOLOG SERHAN ÖZGUBAR
KAYNAK:
İÇED
BÜLTENİ (İşitme Engelli Çocuklar Eğitim ve Dayanışma Derneği Yayın
Organı), Sayı-2, Sy. 11,12.
ZİHİNSEL ENGELLİ ÇOCUĞU OLAN AİLELERE ÖNERİLER
Bebeğinizin doğduğu andan itibaren
sizi şaşırtan, kaygılandıran, üzen ve çözümleyemediğiniz tepkileri ve
özellikleri olabilir. Durum ne olursa olsun, çocuğunuza sarılın, onu
okşayın, kucaklayın ve sevin, her çocuğun bunlara fazlasıyla ihtiyacı
vardır. Çocuklarımızın mutlaka yapamadıkları, beceremedikleri şeyler
vardır. Onların yapamadıklarına, beceremediklerine değil de
yapabildiklerine, güçlü yönlerine bakalım, onları geliştirmeye
çalışalım.Onların özelliklerini tanımaya çalışalım. Çocukların durumunu
saklamayalım, yakın çevremize, arkadaşlarımıza, komşularımıza durumunu
ve özelliklerini anlatalım. Zihinsel özürü olan bir çocuğun ihtiyaç
duyduğu en büyük şey ilgi ve sevgidir.
ZİHİNSEL YÖNDEN
YETERSİZ OLAN ÇOCUKLARIN EĞİTİMLERİ
Aile bireyleri olarak zihinsel
yetersizliği olan çocukların eğitiminde bilmeniz ve dikkat etmeniz
gereken noktalar şunlardır:
1.Her şeyden önce çocuğunuzu kabul
edin. Onu olduğu gibi kabul etmeniz yapacağınız çalışmalarda size en
büyük yardımcıdır.
2.Anne-baba olarak birbirinizi
suçlamayın, suçlu da aramayın.
3.Çocuğun her türlü gelişimi için
gereken ilgi ve şefkatinizi ona sürekli gösterin.
4.Onu aileye verilmiş bir ceza olarak
görmeyin, çocuğunuzu suçlamayın.
5.Çocuğunuzdan utanç duymayın. Onun
sokağa çıkmasına, oyun oynamasına, arkadaşlık kurmasına yardımcı olun.
6.Özellikle el, saç, yüz, beden, giysi
temizliğine dikkat edin. Unutmayın ki, eli-yüzü pis, kötü giyimli ve
kokulu bir çocuk normal olsa da toplum tarafından kolay kolay kabul
edilmez.
7.Çocuğunuzu aşırı derecede korumayın.
Yapabileceği işleri yapmasını sabırla bekleyin.
Unutmayın ki siz her zaman yanında
olmayabilirsiniz.
8.Çocuğunuza acıyarak yaklaşmayın.
Acımadan doğan sevgi ve yardım, onun öğrenmesine engel olacaktır.
9.Çocuğunuzu beceriksiz bulmayın.
Kendine güvenmesini sağlayın.
10.Çocuğa bakmak yalnızca onun yeme,
içme, giyinme, barınma gibi gereksinimlerini karşılamak değildir. Onun
sosyal, duygusal kültürel gereksinmelerini karşılanması gerektiğini
unutmayın.
11.Çocuğunuzun zihinsel yetersizliği
nedeniyle yeteneklerinin sınırlı, yaşıtlarından geri olduğunu unutup,
ondan yapamayacağı şeyleri beklemeyin.
12.Çocuğunuzu başkalarıyla
kıyaslamayın. Normal çocuklarınızı yetiştirirken yaptığınız davranışları
bu çocuğunuzda uzun süreli, daha sabırla uygulamak zorundasınız.
13.Çocuğunuzu sevme, beğenilme, övgü
gibi gereksinimleri olduğunu unutmayın. Başarılı olduğu işler için
ödüllendirin.
14.Öğrenilecek her şeyin tekrarlar ile
alışkanlık haline getirilmesine, herşeyin açık ve kolay anlaşılacak
şekilde verilmesine dikkat edin.
15.Çocuğunuzun Eğitim ve öğretimine
erken yaşta başlayın.
16.Öğreteceğiniz işin yada konunun
tamamını birden öğretmeyin. Parça parça tekrarlar ile öğretmeye çalışın.
Örneğin; sabah temizliği için önce el yıkamayı, sonra diş fırçalamayı,
sonra da saç taramayı öğretin.
17.Öğrettiklerinizi sık sık
tekrarlayın. Öğrenemediğini görünce ısrar etmeyin fakat aradan zaman
geçtikten sora sabırla aynı işlemleri yapmaya ve yaptırmaya çalışın.
Evde Yapılacak Eğitim Çalışmaları:
A) Konuşma Durumu ile İlgili
Çalışmalar:
1.konuşmalarda işarete yer vermeyin.
2.Çocuğunuzun uydurduğu sözcükleri
kullanmayın. Doğrusunu öğretmeye çalışın.
3.Çocuğunuzun yakınındaki ve en çok
kullanılan eşyalarının adını doğru söylemesini öğretin.
4.Sözcüklerin söylenişindeki hataları
çocuğu telaşa düşürmeden ve tedirgin etmeden düzeltin. Doğru söylemeye
başladıkça onu sözle ödüllendirin.
5.Tren, araba, hayvan seslerini
tanıtın.
6.Yaşına uygun öykü ve masalları
anlatın.
7.Konuşma taklitle öğrenildiğinden
onunla düzgün konuşun.
B) Sayı Kavramını Geliştirme
Çalışmaları:
1.Öncelikle söyleneni anlama ve yapma
gibi alışkanlıklar kazandırılmalıdır. Örneğin; “kalemi ver”, “kapıyı aç”
gibi.
2.Daha sonra “bu kadar ver” emri ile
ileri aşamaya geçilir. Çocuğunuz istenilen sayıda eşyayı seçip verecek
duruma gelebilmelidir.
3.Bu çalışmalar, önce 1 (bir) sayı
kavramının kazandırılması ile başlamalı, daha sonra 2'ye 3'e
geçilmelidir.
4.Sayı ile birlikte renk kavramının
verilmesi yerinde olur. “İki tane kırmızı düğme ver” şeklinde.
5.Ara sıra 1 (bir) üzerinde çalışmanın
arkasından 2 tane isteyerek dikkatinin gelişmesini sağlayın.
6.2'yi kavradıktan sonra bir yere 1
veya 2 tane nesne koyarak “ bu kadar ver” sözüyle hareket ve sayı
kavramlarını geliştirme çalışmalarını sürdürün.
C) Renk Kavramını Geliştirme
Çalışmaları:
1.İlk olarak doğrudan doğruya kırmızı
renk kavramını verin.
2.Çeşitli kırmızı renkteki eşyaları
göstererek kırmızı kavramını tekrar edin.
3.“Kırmızı kalemi ver”, “kırmızı
düğmeyi al” gibi emirlerle karışık renklerin arasından kırmızıyı
seçmesini öğretin.
4.Daha sonra mavi renk kavramını verin.
5.Her iki rengi de öğrendiğinde “mavi
kalemi masaya koy”, “kırmızı kutuyu bana ver” gibi emirlerle mavi ve
kırmızıyı beraber çalıştırın.
6.Öğrettiğiniz renkten kağıtlarla kesip
yapıştırma, el işi alıştırmaları yaptırın, kırmızı ve mavi renkte
kalemlerle boyatın, günlük yaşantınızda renklere dikkatini çekin.
7.Çeşitli nesnelerden (kalem, iplik,
düğme gibi) aynı renk olanlarını eşlemesini isteyin. Başaramazsa siz
yapın, sonra bozup tekrar ondan isteyin.
D) Resimler Üzerine Konuşma
Çalışmaları:
1.Renkli resimler üzerinde “bu resimde
neler var” diyerek çocuğu gördüklerini söylemeye teşvik edin.
2.Resim üzerinde eşya, hayvan vb.
ayrıntılara girip, adlandırmasını isteyin.
3.Resimler üzerinde “ daha ne var”
sorusuyla serbest konuşmasına izin verin.
4.Resimlerde sık sık rastlanılan
nesneleri çeşitli kartonlara yapıştırarak bir çalışma defteri oluşturun.
5.Bu defter üzerinde konuşmaları
sürdürün.
E) Evdeki Eşyaların Tanıtılması
Çalışmaları:
1.Eşyanın adı üzerinde durarak,
bilmediği yada öğrenmediği eşyaları aralıklı olarak sorun.
2.Birden fazla eşyanın adını aynı anda
öğretmekten kaçının.
3.Öğrendiği eşya adları ile basit
emirleri yerine getirmesini sağlayın. “Sandalyenin üzerine otur” gibi.
F) El ve Beden Hareketleri
Çalışmaları:
1.Ucu sivri olmayan küçük kağıt makası
ile kesme işlemi yaptırın.
2.Hamur veya çamur ile çalışın. Avuç
içerisindeki yuvarlak yapmasını öğretin.
3.Gazete, kağıt parçalarından avuç
içinde top yapıp oynamasını sağlayın.
4.Kağıt, mendil vb. şeyleri öğretin.
5.Delikli boncukları ipe dizmesini
isteyin. Zamanla sizin belli bir sıraya dizdiğiniz boncukları aynı
sıraya dizmesini öğretin.
6.Kalemle önceleri gelişigüzel
karalama, sonradan belirli şekilleri çizebilmesi için alıştırmalar
yapın. Önce daire, sonra kare ve üçgen çizdirin.
7.Belirli resimleri, şekilleri kağıttan
makasla kesip çıkarmasını öğretin kesilen şekillerin yapıştırılması için
çalışmalar yaptırın.
8.Aynı resimleri eşlemesini öğretin.
9.El- göz koordinasyonu için çekiçle
çivi çaktırın. Ayrıca makasla çizgi üzerinden kesmesini öğretin.
G) Sosyal Gelişim Çalışmaları:
1.Çocuğu arkadaş edinebileceği yerlere
götürün, arkadaşlık kurup oynamasına yardımcı olun.
2.Çarşı, Pazar gibi toplu yerlere
götürerek dış çevre ile ilişki kurmasını sağlayın.
3.Çalışmalarınızda sabırlı, güleryüzlü,
sevecen bir tutum takınmayı unutmayın. Ona güven verip bazı etkinlikleri
başarabilece
DOWN SENDROMLU ÇOCUĞU OLAN AİLELERE ÖNERİLER
Anne ve Babalar!..
Down Sendrom'lu Bir Çocuğun
Özelliklerini Bilmek İster misiniz?
“Trizomi- 21” olarak da bilinen bu
genetik bozukluk, normalde bir çift olması gereken 21.kromozoma, ekstra
bir üçüncü kromozomun eklenmesi (trizomi) sonucu ortaya çıkar. Down
sendromlu kişilerde mental ve fiziksel gelişim değişik seviyelerde
etkilenir. Down sendromu, yaşlara göre farklılık göstermekle birlikte
ortalama 800 doğumda bir görülür. DS, her 1000 doğumdan 1.3'ünde görülen
kromozomlara bağlı (kalıtsal) bir olağan dışı durumdur. Bununla
birlikte, yaşı 35'in üzerindeki kadınların dünyaya getirdiği çocuklar
arasında daha yaygın olduğu gözlenmektedir. Bilinmeyen bir sebepten
ötürü, hücre yapısı veya gelişimindeki herhangi bir hata alışılagelmiş
46 kromozomdan ziyade, 47 kromozonluluğa yol açmakta, fazladan gen vücut
ve beynin düzenli gelişimini azar azar değiştirmektedir.
Bu çocuklar, farklı olmaktan ziyade,
türüne özgü biçimde bir gelişim sergileyen çocuklara benzerler. Ayrıca,
bedensel gelişimleri sırasında toplam nüfusun içinde kişilik, zekâ,
öğrenme şekli, dış görünüş, kurallara uyma, espri yeteneği, acıma
duygusu, diğer bireylerle kafaca uyum ve davranış biçimi (tavırlar)
bakımından büyük bir fark bulunduğunu da göreceksiniz.
Down Sendromu'nun Belirtileri
Nelerdir?
DS'lu çocuklar, birbirlerine
benzemekten ziyade, ailelerine benzerler. Duygu ve davranışlarında
kusursuz, oyun ve yaramazlıkta ise yaratıcı ve hayal gücü yüksek olup,
ihtiyaç duyulan değişik düzeylerdeki gelir ve barınma imkânlar içinde
kendi ayakları üzerinde duracak şekilde yetişirler.DS rahatsızlığını
yaşayan çocuklar, her çocuğun yetişmesine katkıda bulunan bakım, özen ve
toplumsal yaşamın içinde yer alma gibi imkânların aynısından
yararlanırken, bütün diğer çocuklar için olduğu gibi, okul, okul öncesi
eğitim ve eğitimin kalitesi de, sağlıklı akademik beceriler geliştirmede
gerekli olan imkânları çocuğunuza sağlamanız açısından büyük önem
taşır.Standart IQ Tarama Testinde DS'lu çocuklar, zekâ geriliği sınırını
aşağıya çekecek ılımlılıkta puanlar alırlar çoğu zaman. Ancak, durum
böyle olsa da, bu Tarama Testi zekânın birçok önemli alanını ölçmezler;
siz de çocuğun hafıza, iç görü, yaratıcılık ve zekâsı karşısında şaşırır
kalırsınız ve ne şanstır ki, bu tür çocuklardaki yüksek öğrenme
yetersizliği oranı, bir dizi yetenek ve beceriyi gölgeleyebilir.
Böylesi çocukları, her hangi bir
kişide ortaya muhtemel olan ya da olmayan birçok fiziksel özelliğinden
tanımak mümkündür
Bazı belirtileri de şöyle
sıralanabilir:
-İrisinde küçük, beyaz, hilâl şeklinde
belirgin çekik gözler
-Her iki elinde de bulunan tek bir avuç
içi çizgisi
-Ender görülen, olağandışı bir zekâ
-Doğuştan gelen yüksek orandaki kalp
yetersizliği (%35-50 oranında). Çocuğunuzun doğumun ilk iki ayını
takiben, kalp ekosunun (eko-kardiyogram) alınması gereklidir.
Rahatsızlığın Başka Çeşitleri
Var mıdır?
- Down Sendromu'nun belli başlı 3
çeşidi vardır. Bebeğinizde muthemelen, ya trisonomy 21-kromozomların 21.
çiftinde görülen, yumurta, ve sperm gelişimi veya döllenme (fertilizasyon)
sırasında vuku bulan bir hücre anormalliğinden kaynaklanan fazlalık
vardır.
-Ya da %4 kadarı (fazladan olan 21.
kromozomun parçalanıp, diğerine yapıştığı Translokasyon'a yakalanmıştır.
-Yaklaşık %1'inde ise, sadece bazı
hücrelerde kromozom fazlalığının (Trisonomy 21) bulunduğu mozaik bir
durum. (Mosaicism) görülür. DS rahatsızlığı olanların %95'inde Trisonomy
21 vardır.
Hafif-çok şiddetli arasında değişen
zeka geriliği, hastanın yüzündeki belirli özellikler (bazılarında daha
belirgindir), aşırı büyük dil ve kısa bir boyun gibi bir dizi belirtinin
görüldüğü bir hastalıktır. Kafanın arka kısmı düz, kulaklar küçük (
bazen yukarıda kıvrımlı) ,burun basık ve geniş olabilir. İşitme ve görme
fonksiyonları zayıf olabilir, özellikle kalpte ve mide bağırsak
kanalında olmak üzere çeşitli iç organ kusurları mevcut bulunabilir.
Down sendromlu çocuklar genelde kısa boyludur, kaslar gevşektir
(büyümedeki gecikmenin bir bölümünden sorumlu kusur. )
Down sendromu olan çocukların
ortalama doğum tartıları normal çocuklara oranla 100-600gr daha az,
boyları 2-3 cm daha kısadır. Boy kısalığı yaşam boyu devam eder.
Büyüdükçe kemik olgunlaşmaları geri kalır.
Risk altındakiler ;
-Daha önce doğuştan kusurlu çocuğu olan
anne-babaların çocukları
-Anne veya baba da kromozom kusuru
varsa
-Anne yaşı 35 üzerinde bulunanlar (
anne yaşı arttıkça risk artar). 35 yaşın üzerindeki annelerden doğan
bebeklerin % 2 sinde görülür.
Doğum öncesi teşhis mümkündür. Doğumdan
sonra yapılacak ameliyatlarla eğer varsa kalpteki ve diğer sistemlerdeki
anormallikler düzeltilebilir. Hafif-orta derecede zeka geriliği olan
Down sendromlu çocuklarda erkenden uygulanan özel eğitim programları ,
zeka katsayısını (IQ) yükseltebilir.Eğitilebilir düzeyde zeka geriliği
olan Down sendromlu hastalar geç de olsa konuşabilir, kendilerine
bakabilecek düzeyde sosyal gelişme gösterir ve çevreye uyum
sağlar.Genelde taklit, resim ve müzik yeteneği olan, mutlu, arkadaş
canlısı çocuklardır. Büyük çoğunluğu basit meslekler öğrenebilir, müzik
aletleri çalabilirler.
Anne ve
Babalar!..
Otistik Bir
Çocuğun Özelliklerini Bilmek İster misiniz?
Otizm, sosyal ve
iletişim becerilerinin oluşmasını etkileyen bir gelişim bozukluğudur.
Otizm genellikle yaşamın ilk 2 yılında ortaya çıkar. Otistik çocuklar
genelde öğrenme zorluğu çekerler. Otistik çocukların büyük bir kısmında
farklı seviyelerde zeka geriliği görülse de, zeka seviyeleri normal
Otistik çocuklar da vardır. Ancak genel zeka seviyeleri ne olursa olsun,
Otistik çocuklar çevrelerindeki dünyayı algılamakta ortak bir zorluk
çekerler.
Otizmin Tipik
Özellikleri : Otistik bir çocuk;
-Başkalarına karşı
ilgisizdir.
-Göz temasından kaçınır.
-Başkaları ile
kendiliğinden iletişim kurmaz.
-İsteklerini bir
yetişkinin ellerini kullanarak belirtir.
-Diğer çocuklarla
oynamaz.
-Sürekli bir konu
üzerinde konuşur.
-Sebepsiz şekilde ağlar,
güler ve sebepsiz davranışlarda bulunur.
-Anlamsız sözleri üst
üste tekrarlar.
-Nesneleri tutup sürekli
döndürmekten hoşlanır.
-Yaratıcılık gerektiren
oyunları oynayamaz. (Bazıları yaratıcılık gerektirmeyen bazı işleri
oldukça hızlı ve iyi yapar. )
-Her şeyin aynı olmasını
istemek, rutin yaşama bağlılık, değişikliklere aşırı tepki vermek
-Sürekli aynı oyunları
oynamak
-Acıya karşı duyarsızlık
-Tehlikeye karşı
duyarsızlık
-Seslere karşı aşırı
duyarlılık ya da aşırı duyarsızlık
-Normal öğrenme
metodlarına karşı duyarsızlık
-Ekolali (Cevap vermek
yerine, kendisine söylenenleri aynen tekrar etmek)
-Yalnız kalmayı tercih
etmek
-Temastan, kucağa
alınmaktan ya da sevilmekten hoşlanmamak
-Objelere gereksiz yere
bağlanmak
-İhtiyaçlarını
belirtmekte zorlanmak. Konuşma yerine hareketlerle ihtiyaçlarını
belirtmeye çalışmak
-Aşırı hareketlilik ya
da aşırı hareketsizlik
-Motor hareket
gelişiminde düzensizlik. (Topa vuramaz ama küpleri üst üste dizer)
DİKKAT!.. Otizm tanısını koymak için üç yeti
alanında eksikliğin olması gerekliliği vurgulanmaktadır. Bunlar;
-İletişim ve sosyal gelişim alanlarında bozukluğun olması
-Yineleyici, sınırlı ilgi ve davranışlar
-Bu alanlardaki anormalliklerin 30. aydan önce ortaya çıkmış olması
Yeni doğan Özellikleri:
*Diğer bebeklerden
farklı bir izlenim yaratırlar
*Anneye gereksinimi yok gibidir
*Nadiren ağlar veya sızlanırlar
*Genellikle uslu bebek olarak tanımlanırlar
*Kucaklanmaya kayıtsızdırlar ve uygun pozisyon almazlar
*kasları gevşektir
*Bakanlar tarafından nedeni anlaşılamayan ve rahatlatılamayan bir
huzursuzlukları vardır
İlk 6 Ay:
*Normal bebekler gibi
bir şey istemezler
*Anneye ilgisizdirler
*Gülümseme ve algılama
yoktur
*Oyuncaklara karşı ilgisizdirler
1. Yaş:
*Diğer normal çocuklar
gibi oyunlara katılmazlar
*Sevgi göstermez ve gösterilen sevgiyi anlamaz gibidirler
*Sözel ve sözel olmayan iletişim becerilerinden yoksun izlenimi verirler
*Katı gıda alımında sorunları olur
*Yaşıtlarının ilgi duyduğu ses ve görüntüye ilgisizdirler, görmüyor,
duymuyor izlenimi verirler
*Başkalarının dikkatini çekmeyen çeşitli uyaranlara karşı ilgili
olabilirler
SOSYAL İLETİŞİM
ÖZELLİKLERİ
*Anne-baba ile ilişki
kuramama
*Diğer kişilerle ilişki kuramama
*Genelde uslu bebek olarak tanımlanırlar
*Kucaklanmaktan hoşlanmazlar, kucaklanma için uygun pozisyon almazlar
*Öpülmeye, sevilmeye kayıtsızdırlar, bazen aşırı tepki göstererek bu
durumu protesto ederler
*Göz iletişimi kurmazlar
*Okul öncesi dönemde yaşıtları ile ilişki kuramazlar
*Genelde yalnız yapılan uğraşlardan hoşlanırlar
Cansız nesneleri
insanlara yeğlerler
*Canları acıdığında veya üzüldüklerinde bunu paylaşmazlar
İLETİŞİM
ALANINDAKİ ÖZELLİKLERİ
*Konuşma dili gecikir
veya hiç gelişmez
*Başkaları tarafından başlatılan konuşmaya tepki vermez, anlamıyor,
duymuyor izlenimi verir
*Karşılıklı konuşmayı başlatma ve sürdürme yoktur, gereksinimi dışında
iletişim aracı olarak dili kullanmaz
*Ekolali şeklinde konuşur
*Şahıs zamirlerini karıştırır, ben yerine sen veya kendinden 3. tekil
şahıs olarak söz eder
*Sözcükleri kendine özgü kullanır
*Normal bir konuşma akıcılığı yoktur, tonlama yerine mekanik ve tek düze
bir ses tonu ile konuşur
YİNELEYİCİ
DAVRANIŞ VE İLGİ ÖZELLİKLERİ
*Nesneleri amaçları
dışında kullanır
*Nesnelerin duyumsal özellikleri ile aşırı ilgilidirler (Nesneleri
yalama, koklama gibi)
*kendilerinin veya çevrelerinin günlük işlevlerinde ve çevresel
koşullarda yapılan değişikliklere büyük tepki verirler. (Aynılığın
korunması temel ilkeleridir.)
*Dili kullanmada aynı sözcük veya sözcük kullanımı için ısrar
edebilirler
*Standart soru ve yanıtlar ile konuşmak isterler
*Stereotipik ve yineleyici davranışlara sık rastlanır(Parmak ucunda
yürüme-balerin yürüyüşü-, dönme, el çırpma gibi)
*Ses ilişkileri normal çocuklardan farklıdır. Adı söylendiğinde veya
gürültü olduğunda dönüp bakmayan çocuklar en ufak bir hışırtıyı dikkatle
dinler)
*Acıya, soğuğa, sıcağa duyarsızdırlar
*Hiperaktivite, uyuma ve yeme sorunlarına çok sık rastlanır
NOT: Yapılan araştırmalar, otistik çocukların
%70-90 oranında büyük bir bölümünün zeka geriliği olduğunu, ancak %10
gibi küçük bir bölümünün normal zekaya sahip olduğunu vurgulamaktadır.
OTİZM İLE İLGİLİ SIK SORULAN SORULAR
Otizmin
Karakteristik Özellikleri Nelerdir ?
Otizmin özellikleri
şiddet ve seviyesi kişiden kişiye değişmekle birlikte, genel olarak
aşağıdakileri içerir:
Dil gelişiminde ciddi
gecikmeler :
Dil yavaş gelişir, bazı
durumlarda hiç ilerlemez. Eğer konuşma gelişirse; tuhaf konuşma
biçimleri veya sözcüklerin normal anlamlarına uygun olmayan kullanımı
görülür. Dili etkin olarak kullanabilen otistiklerde olağan dışı
atamalar veya resmi ve tekdüze bir ses tonuyla konuşma görülür.
Sosyal ilişkileri
anlamakta ciddi gecikmeler :
Otistik çocuk
genellikle göz göze gelmekten kaçınır., kucağa alınmak istemez ve
çevresindeki dünyaya kapalıdır. Bu otistik çocuğu yaşıtlarıyla işbirliği
gerektiren oyunlardan alıkoyar; arkadaşlıklar kurmakta güçlükler ve
diğer insanların duygularını anlamakta zorluklar doğurur.
Duyusal tepkilere
kapalılık :
Otistik çocuk çoğu
zaman duymaz gibi davranır ve sözcüklere ve diğer seslere duyarsız
davranır. Bazı durumlarda ise, aynı çocuk elektrik süpürgesi ve köpek
havlaması gibi sıradan seslere aşırı tepki verir. Çocuk, acıya, soğuk ve
sıcağa hiçbir tepki göstermez veya tam tersine aşırı bir tepki gösterir.
Zihinsel işlevsellikte
dengesizlik :
Otistik birey
resimde, müzikte, matematiksel hesaplamalarda ve önemli önemsiz olayları
anımsama gibi konularda çok becerikli olabilir. Diğer taraftan, otistik
bireylerin büyük bir çoğunluğu değişen oranlarda zeka geriliği gösterir,
yalnızca %20si normal veya üstün zekaya sahiptir. Zihinsel düzey
farklılığı otizmi çok karmaşık bir duruma getirir.
Etkinlik ve ilgilerde
sınırlandırmalar :
Otistik birey, el
çırpma, sallanma, dönme gibi tekrarlanan bedensel hareketler yapar. Bu
birey, aynı zamanda aynı tekdüze işleri tekrarlar, aynı elbiseyi
giyebilir ve her gün aynı programı izleyebilir. Bu rutin işlerde bir
değişiklik ortaya çıkarsa, otistik birey son derece rahatsız olur.
Otizm Neden
Ortaya Çıkar ?
Otizm beyinsel bir
rahatsızlıktır, doğuştan gelir ve beyinin bilgiyi kullanma şeklini
belirler. Otizmin nedeni hala tam olarak bilinememektedir. Bazı
araştırmalar, beynin konuşma ve duygulardan gelen bilginin
değerlendirilmesi ile ilgili bölümünde fiziksel bir problem olduğunu
iddia etmektedir. Beyinin belirli kimyasal dengelerinde bir bozukluk
olabilir. Bazı durumlarda genetik faktörler işin içine girmektedir.
Otizm bütün bu sebeplerin bir bileşkesi olarak da ortaya çıkabilir.
Psikolojik ortamdaki hiçbir etken otizmin nedeni değildir.
Otizmde
Rastlanan En Genel Sorun Nedir ?
Otistik bireyler dil
öğrenmede ve diğer insanlarla sosyal ilişkilerinde aşırı zorluklar
yaşarlar.
Otizm
Davranışları Nasıl Etkiler ?
Ciddi konuşma ve
sosyalleşme problemlerine ek olarak, otistik bireyler hiperaktivite veya
anne-baba, aile bireyleri ve diğer insanlarla ilişkilerinde aşırı
pasiflik yaşarlar.
Otistik
Bireylerde Davranış Bozukluğu Ne Kadar Ciddidir ?
Otizmde, davranış
problemleri çok şiddetliden daha önemsiz formlara kadar geniş bir
yelpazeye dağılır. Şiddetli davranış problemleri, alışılmamış, saldırgan
ve bazı durumlarda kendini yaralama davranışları şeklindedir. Bu
davranışlar genellikle dirençli ve değiştirilmesi zordur. Daha yumuşak
formlarında, otistik bireyler öğrenme güçlüğü çekerler. Bununla
birlikte, genellikle hafif etkilenmiş bireyler bile iletişim ve
toplumsallaşmada problemler yaşarlar.
Otizm Diğer
Bozukluklarla Birlikte mi Ortaya Çıkar ?
Otizm ya kendi başına ya
da zeka geriliği, öğrenme güçlüğü, epilepsi gibi diğer gelişimsel
bozukluklarla birlikte ortaya çıkabilir. Otizm, önemsiz belirtilerden
ciddi sorunlara uzanan bir yetersizlik olarak düşünülebilir. Engellilik
sayısı ve zeka geriliğinin derecesi, bireyin, bu yelpazenin neresinde
yer aldığını belirler.
Otizm ve Zeka
Geriliği Arasındaki Fark Nedir ?
Zeka geriliği olan
bireylerde göreli olarak dengeli beceri gelişimi sağlanabilirken,
otistik bireyler dengesiz beceri gelişimi gösterirler belirli konularda
yetersizlik- genellikle diğer insanlarla iletişim ve ilişkilerde- ve
bazı alanlarda da olağanüstü beceriklilik.
Otistik Bireyler
Ne Tür Etkinliklerden Hoşlanırlar?
Otistikler, diğer normal
akranları gibi eğlenceli aktivitelerden hoşlanırlar. Genellikle, müzik,
yüzme, yürüyüş, kamp kurma, bulmaca çözme, masa oyunları gibi
faaliyetlerden hoşlanırlar.
DİKKAT EKSİKLİĞİ ve HİPERAKTİVİTE İÇİN
AİLELERE ÖNERİLER
Anne ve Babalar!..
Dikkat Eksikliği ve
Hiperaktivite Hakkında Bilmek İstedikleriniz:
Dikkat Eksikliği
Sendromu nedir? Çocuğun, yaşamının her anını etkileyen nörobiyolojik bir
bozukluktur.Yeni bir buluş mudur? Hayır. Değişik isimlerle anılmakla
birlikte, 1900 lü yılların başlarından beri tanınan bir sendromdur.
Günümüzde yaygın olan adları, Dikkat Eksikliği Sendromu ve Dikkat
Eksikliği Sendromu ile Hiperaktivite Sendromudur.Sorun nedir? Dikkati,
tek bir noktaya odaklayamamak ve organize olamamak.
Bu sendromun tıbbi
bir açıklaması var mıdır? Evet. Dikkat Eksikliği Sendromu olan ve
olmayan bireylerin beyinlerinin kimyasal metabolizmaları arasında
farklılıklar saptanmıştır. Nedeni nedir? Tek bir nedeni yoktur.
Konsantrasyonu sağlamak için milyonlarca beyin hücresi bir arada
çalışırlar. Neden olmayan nedir? Şeker ve diğer gıdalar Alerjiler Anne
babaların yetiştirme tarzları.
Çocuğumda Dikkat
Eksikliği Sendromu varsa bunu nasıl anlarım?
Dikkat Eksikliği Sendromu, her çocukta kendisini değişik olarak
gösterir. Dikkat Eksikliği Sendromu olan bütün çocuklar, dikkatlerini
yoğunlaştırmakta ve başladıkları işleri bitirmekte zorlanırlar. Bu
zorluğun yoğunluğu çocuklar arası değişiklik gösterir. Ders dinlemenin
ve yazıları tamamlamanın gerekli olduğu okul hayatında sorunlar baş
gösterir. Okul ödevleri yapılmaz ya da tamamlanmaz. Dinlemekte ya da
direktiflere uymakta zorluk yaşanır. Çevredeki en ufak olaylarla ya da
kendi düşünceleri ile kolayca dikkati dağılır.
Nasıl emin olabilirim?
Dikkat Eksikliği Senromu
olan çocukların %30 unda hiperaktivite yoktur. Onların ana sorunu
dikkatlerini toplayamamak ve konsantre olamamaktır. Genellikle
"uyurgezer" görünümünde, sessiz, uyuşuk ve aşırı duygusaldırlar. Dikkat
Eksikliği Sendromu olan çocukların çoğu ise hiperaktif, düşüncesizce
davranan ve organize olamayan bireylerdir. Genellikle, sürekli
kıpırdanırlar ve vücutlerinin bir parçası sürekli hareket halindedir.
Bir yerde oturamazlar. Eşyalarını unuturlar ve kaybederler. Başladıkları
işi bitirmeden bir diğerine başlarlar. Müdaheleci ve rahatsız
edicidirler. Sıra bekleyemezler. Cevapları soruları beklemeden
ağızlarından kaçırırlar. Düşünmeden tehlikeye atılırlar. Normal
faaliyetleri "sıkıcı" bulurlar.
Çocuklarına, bir
uzman doktor tarafından "Dikkat Eksikliği Sendromu" teşhisi konulan anne
- babalar, çocuklarında aşağıdaki davranışları gözlemlerler:
Birden parlayan öfke,
sürekli olarak otoriteye karşı savaş, "hayır" cevabını kabullenmemek,
kuralları ve yapılması gereken davranışları hatırlamamak, arkadaş
edinmekte zorluk çekmek.
***İyi haber, bu çocukların aynı zamanda da çok
özel yetenekleri olan çok özel çocuklar olduğudur. Yaratıcı ve
tartışmaya açıktırlar ve olağanüstü gelişmiş bir kişisel adalet
duyguları vardır. Onların dikkatleri "eksik" değil "değişiktir" Zeka
kapasitelerinde eksiklik olmadığı ise çok açıktır. Bu olumlu yönler
onlara yetişkin hayatlarında çok yardımcı olacaktır ama önce kazasız
belasız çocukluk dönemlerini yaşamaları gerekmektedir. Fazla Uyarı,
Dikkat Eksikliği Olan Çocukların, Sorunlar Yaşamalarına Neden
Olur.Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocuklar, isteyerek böyle
davranmazlar. Doğal olarak bütün çocuklar anne babalarına karşı gelirler
ama onların böyle davranmasında başka etmenler rol oynar. Dikkat
Eksikliği Sendromu olan çocuklar, uyarılara çok açık olmalarının
yarattığı stres dolayısıyla istenmeyen davranışlarda bulunurlar. Dikkat
Eksikliği Sendromu olan çocuklar biyokimyasal olarak duyularını,
duygularını ve akıllarını, çevredeki uyarılar yoğunlaştığı zaman kontrol
edemezler. Gördükleri, kokladıkları, duydukları, hissettikleri ve
düşündükleri onları had safhada uyarmaktadır. Bazı çocuklar aynı şeyleri
"baskı" karşısında duyar ve bu da hiperaktif davranışlara ya da konuşma
zorluğuna yol açar. Bu kadar uyarının içinde çocuk, dikkatini
toplayacağı konuyu seçemez. Onda, herkesin istediği algılama gücünden ne
yazık ki çok fazla vardır. Böylece, öğrenim hayatı zorluklarla dolu,
öğrenmenin verdiği tatmin hissinden yoksun bir hal alır. Ve tabii bolca
da stres... İçine düştüğü stresi yatıştırmak için umutsuzca çırpınan
çocuk hiperaktif davranışlar sergilemeye başlar ya da başkalarını
kendisine tepki göstermeleri için kışkırtmaya çalışır. Tehlikeli riskler
almaya, ateş, bıçak ve kendisine yasaklanan her şeyle oynamaya başlar.
Sanki yaşadığı uyarılardan bir başarı payı çıkarmaya çalışmaktadır.
Çocuğunuza ve
kendinize yardımcı olabilmenin ilk adımı, çocuğunuzun nasıl bir tatmin
duygusu aradığını keşfetmektir. Bunu en iyi şekilde yapmanın yolu ise
onun davranışlarını izleyerek bir defter tutmaktır. Ancak sizden yardım
isterse ona yardım edin. Amacınız, çocuğunuzu kendinize bağımlı kılmak
değil sizden bağımsız olarak doğru kararlar alabilmesini öğretmektir.
HAYATIMIZI KOLAYLAŞTIRMAK İÇİN BASİT ÇÖZÜMLER
1. Çocuğunuza amacına yönelik
seçenekler önerin ve kendi başına bir seçim yapması için
cesaretlendirin. Örnek: Ödevini bitirmesi gerekiyorsa, "Ödevini bitirmek
için on dakika mı yoksa on beş dakika mı gerekli? " ya da; "Ödevini ne
zaman bitirmek istiyorsun: okuldan gelince mi, yoksa yemekten sonra mı?
Böylece arkadaşın oynamaya gelebilir." Bu tür sorular, seçeneği çocuğa
bırakarak, yapacağı işler üzerinde bir miktar kontrol edinmesini
sağlayacaktır.
2.Olumlu sonuçlar istiyorsanız olumlu
yaklaşımlarda bulunun. Örnek:"Benimle bu tonda konuşma !" demeyin, ama
onun yerine "Bu konuyu bana daha kibar davranacağın bir zamana
erteleyelim." demeyi deneyin. *"Benimle münakaşa edemezsin" demek
yerine, "Bu konuyu kavgamız bittiği zaman tartışmayı tercih ederim."
deyin. *"Buraya bak!" yerine "Beni dinlediğine emin olduğun zaman tekrar
başlayacağım."demelisiniz. Konuştuğunuz dil olumlu olursa onun da tavrı
olumlu olacaktır. Çocuğunuzun, sesinizin tonunu ve mimiklerinizi kolayca
anladığını aklınızdan çıkarmamalısınız. Onunla cevap vermesini
istediğiniz tonda konuşmalısınız, davranışlarındaki değişikliği hemen
fark edeceksiniz.
3. Sorun yaşanan durumlarda, kısa dönem
unutkanlığın üstesinden gelebilmek için "hatırlatıcı" ipuçları kullanın.
Örneğin; Başkalarına bağırıp, vurduğunda, "Kendini kontrol edebildiğini
bana gösterdiğin zaman ne istediğini konuşabiliriz."
4. Değişiklik yaşanacağı zaman,
çocuğunuzu önceden uyarmayı unutmamalısınız. Dikkat Eksikliği Sendromu
olan bir çocuk, dikkatini bir aktiviteden bir başkasına vermesi
gerektiği zaman; kaybolmuşluk, endişe ve aşırı uyarılma duyguları yaşar.
Değişiklik yaşanan bu zamanlar dikkatle ele alınmalıdır. Örneğin; Ertesi
gün okul gideceği günlerin akşamında, 20:30'da yatakta olmasını
istiyorsanız, 20:15'de "Sana kitap okuyabilmem için, on beş dakika
içinde dişini fırçalayıp yatağa girmelisin."
*Sabahları hazırlanıp, vaktinde kapıdan
çıkabilmesi için ona bir tekerleme öğretebilirsiniz, örneğin; "İki,
dört, altı, sekiz çanta, öğle yemeği, ödev ve bekle...." Dikkat
Eksikliği Sendromu olan çocukların çoğu müziğe çok yatkındır ve
melodileri kolayca öğrenirler, ya da; Evde yapması gereken işler basamak
basamak yazılarak bir yere asabilirsiniz.
5. Soğukkanlılığınızı
kaybetmemelisiniz. Herkesin sabrının bir sınırı vardır, kendinize bir
destek bulun. Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocukların en iyi
dinledikleri konuşma tarzı "öylesine" yapılmış sohbetlerdir. Öfkenizi
gösterdiğiniz anda aynı tarzda bir tepki görürsünüz ve bu da sevimsiz
kavgalara yol açar. Çevrelerindeki uyarılara çok açık olmaları, sizin
ruh halinizi hemen "yakalamalarına" ve aynı şekilde size karşılık
vermelerine neden olacaktır.
6. Kafasını taktığı ya da gereğinden
fazla tekrarladığı hareketler konusunda, sizinle konuşmasının normal
olduğunu ona aşılamaya çalışmalısınız. Bu hareketler, çocuk yorgun
olduğu zamanlarda had safhaya ulaşacaktır. Böyle anlarda rahatlamasını
sağlamak için çeşitli yöntemler denemelisiniz.
7. Fiziksel yan etmenlere önem
vermelisiniz. Araştırmalar, ruhen mutlu olmanın iyi beslenme ve yeterli
sporla münkün olduğunu ispatlamaktadırlar. Bu etmenler özellikle Dikkat
Eksikliği olan çocuklarda büyük önem taşımaktadır. Karbonhidratlı
yiyeceklere alışkanlık derecesinde bağımlılık gösteren çocuklar, spor
aktiviteleri ile hiperaktiviteye yol açan baskılardan arınırlar. Ancak
takım sporlarına katılmak, Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocuklar için
nerdeyse olanaksızdır; bu yüzden kişisel yapılan sporlar, örneğin; ip
atlamak, koşmak ya da bisiklete binmek önerilmelidir.
UNUTMAYIN!!!
Bütün bunlara ek olarak, aklınızdan çıkarmamanız gereken en önemli
nokta; kendi kendinize iyi davranmazsanız, çocuğunuza da iyi
davranamayacağınızdır. Kendinizi iyi bir ebeveyn olamadığınızı düşünerek
asla suçlamayın. Yaptığınız işin, dünyadaki en zor ve stresli işlerden
biri olduğunu unutmayın. Yetişkin hayatlarında başarılı olmuş pek çok
insanın çocukluklarında Dikkat Eksikliği Sendromu olduğunu daima
hatırınızda tutun ve sevginiz ve inancınızla, çocuğunuzun ilginç ve
mutlu bir insan olabilmesi için tüm becerilerini kullanabilmesine
yardımcı olmaya çalışın.
SELEBRAL PALCY- SPASTİK. ÇOCUĞU OLAN AİLELERE ÖNERİLER
Anne ve Babalar!..
Srebral Palcy'li Bir Çocuğun
Özelliklerini Bilmek İster misiniz?
Serebral Palcy'nin (SP) literatürde
bir çok tanımı vardır. Ancak çok genel anlamıyla bir tanım yapacak
olursak, doğum öncesi, doğum sırasında ya da doğum sonrası herhangi bir
nedenle beynin hasar görmesi sonucu oluşan motor (ve bazı durumlarda
mental) bozukluktur. SP, adale tonusunda bozukluk, anormal postür (duruş
bozukluğu) ve bozuk hareket görünümüyle karşımıza çıkar.
SP, gelişimsel bir bozukluktur.
Motor fonksiyonlarda bozukluğun yanında, duyu bozukluğu (sensory
disfonksiyon), nistagmus, strabismus (gözde kayma, titreme gibi
bozukluklar), zeka geriliği (mental retardasyon), davranış bozuklukları,
öğrenme güçlükleri, dil-konuşma bozuklukları ve ağız-diş problemleri de
görülebilir.
Beyinde motor bölgenin
(kol-bacakların tam kullanımı, yürüme, yemek yeme, merdiven çıkma gibi
günlük yaşamı sürdürmeye yarayan hareket yeteneğini sağlayan beyin
bölgesi) gelişimi 7-8 yaşlarında tamamlanır. Hamilelik döneminin
başlangıcından 7-8 yaşlarına kadar beyinde oluşabilecek herhangi bir
problem bu bölgenin fonksiyon bozukluğu olarak karşımıza çıkar. Ortaya
çıkan tablo ise Serebral Paralizi(Palcy) olarak adlandırılır.
SP'de beyin hasarı ilerleyici
değildir. Fakat ortaya çıkan sorun ömür boyu devam eder. Spastite, en
genel anlamda, kas sertliği ya da pasif harekete direnç olarak
tanımlanabilir. Kasların normal yapısındaki değişiklik ve sertlik
hareketlerin de etkilenmesine ve zor yapılmasına neden olur. Aşırı
spastite zamanla iskelet yapı üzerinde bozukluklara ve postürün
(duruşun) bozulmasına yol açar. Bunun yanısıra oturma, ellerin
kullanılması, yürüme gibi fonksiyonel aktiviteleri de olumsuz yönde
etkiler.
Spastik tip SP'nin en yaygın
tipidir. Spastik çocuk, SP teşhisi altında etkilenen vücut kısmına göre
tanımlanır;
Hemiplegic tip SP: Bu tipte vücudun bir
tarafındaki kol, gövde ve bacak etkilenir. Elin kullanımı zordur. Bacak
kaslarındaki spastite nedeniyle yürüme parmak ucunda yürüme şeklinde
olur. Diplegic tip SP: Bu tipte her iki bacak spastitesi kollardan daha
fazladır. Bacaklar birbirine sıkışıktır. Parmak ucuna basma sık görülür.
Kuadriplegic tip SP: Bu tipte ise tüm vücut etkilenmiştir. Baş
kontrolünün yetersizliği, ellerin yumruk şeklinde, bacakların çaprazlar
tarzda durması yaygın bir görüntüdür.
Atatoid SP:
Kontrolsüz hareket olarak tanımlanabilir. Çocuğun bacak, kol, el veya
yüzünde istemsiz hareketler oluşur. Bu tipte kaslarda ani değişiklikler
oluşur. Kaslar çok gevşek durumdan aniden çok sert bir duruma
geçebilirler. Bu da hareketlerin koordineli yapılmasını engeller.
Ataksik SP:
Dengeyi korumada, sallanma durumudur. Baş kontrolünün zayıf olması,
gövde dengesinin sağlanamaması nedeniyle gelişim yavaştır ve yürüme çok
geç sağlanır.
SP nasıl erken teşhis edilir?
Aileler bebeğin gelişiminde en ufak bir
gecikme ya da sapma gördüğünde, ya da aşağıdaki belirtileri gözledikleri
durumda derhal doktora başvurmalıdırlar
SP'nin habercisi olabilecek erken
belirtiler:
1 aylık bebekte;
Sürekli ağlama
Emme bozukluğu
Israrlı ve sürekli kusma
Çevresinden gelen uyarılara cevap
vermeme
Havale (Konvülzyon)
2 aylık bebekte;
(yukarıdakilere ek olarak);
Bulunması gereken reflekslerin kaybı
Kaslarda aşırı sertlik ya da gevşeklik
3 aylık bebekte;
Gözde kayma, titreme
Bebeğin sırtüstü, baş ve topuklar
üzerinde yay gibi sert bir şekilde durması
Bebeğin gülmemesi, annenin yüzüne
bakmaması
4 aylık bebekte;
Baş kontrolünün olmaması
Gözde odaklaşmanın sağlanamaması
Elin ya da ellerin beş parmak içte
kalacak şekilde yumruk halinde tutulması
Kaybolması gereken reflekslerin devam
etmesi
8 aylık bebekte;
Dönme ve oturma aktivitelerinin
olmaması
El-göz koordinasyonunun yokluğu
Tekme atarken iki bacağın da itilmesi
Bebeğin bacaklarını uzatarak oturduğu
pozisyonda vücudunun öne eğilmesi, bacakların birbiri üzerine binmesi
10 aylık bebekte;
Emeklemenin olmaması ya da her iki
ayağın birden çekilerek, sıçrar tarzda emekleme
Ayağa kalkmada zorluk
İsmi ile çağrılınca tepki vermemesi
Ağızdan salya akması
Verilen yiyeceği ağzına almaması ya da
ağzına götürememesi
1 yaşındaki bebekte;
Tutunarak yürüyememesi
Parmak ucuna basarak yürüme
belirtileri gözlendiği durumlarda
derhal doktora başvurmalıdır.
SP'li çocukta rehabilitasyonun
amaçları
SP'li çocukta bir çok sorun bir
araya gelerek aile ve çocuk için yaşamı güçleştirir. Bu nedenle
problemlerin iyi bir şekilde tanımlanması çok önemlidir. Ancak bilimsel
ve bilinçli yaklaşım SP'li çocuğun daha bağımsız bir yaşama kavuşmasını
sağlayabilir.
SP'li çocuklarda görülen
problemlerin en aza indirilmesi ve onların topluma kazandırılması çok
yönlü bir rehabilitasyon programıyla sağlanabilir. Ailenin eğitiminden,
çocuğun fiziksel çevresinin düzenlenmesine kadar bir dizi sorun hesaba
katılmak ve rehabilitasyonun alanı içine dahil edilmek zorundadır. Bu
çerçevede rehabilitasyonda amaç:
-Çocuklarda görülen hareket bozukluklarını en aza indirmek
-Oluşabilecek kas-iskelet sistemi
bozukluklarını önlemek, postür bozukluklarının oluşmasını engellemek
-Günlük yaşam aktivitelerinde bağımsız
davranabilmeyi sağlamak
-Yardımcı araç, gereç ve cihazları
belirlemek
-Eğer SP tablosuna eşlik eden, görme,
işitme, konuşma ve zeka problemleri varsa bunların en aza indirilmesini
sağlamak
-Aile eğitimi vermek ve SP'li çocuğun
eğitimi konusunda aileye yol göstermek
-SP'li çocuğun yaşayacağı mekanların
düzenlemesine yapmak
Bilinmesi gereken en önemli şey SP
tedavi ve rehabilitasyonunun çok uzun süren bir süreç olduğudur. Bebeğin
büyümesiyle birlikte rehabilitasyon uygulamaları da devam eder.
Rehabilitasyon çocuk bağımsız (ya da en az bağımlılıkla) yaşama yetisini
kazanana kadar devam etmelidir.
SP'li çocuklar da diğer çocuklar gibi
bir çok ihtiyacı olan çocuklardır. Ayrıca çoğu SP'li çocuk diğer
çocuklar gibi gelişebilir.
SP fiziksel bir özürdür. Az oranda zeka
yetersizlikleri, görme, konuşma, işitme ve algı bozuklukları fiziksel
özre eşlik etse de ilerleyici değildir. Bilinçli bir yaklaşım ve etkili
rehabilitasyon ile yetersizlikleri en aza indirmek mümkündür.
Rehabilitasyon sürecinde dikkat
edilmesi gereken önemli noktalar:
-Egzersizler aile tarafından
öğrenilmeli ve evde tekrar edilmelidir.
-Egzersizler çok uzun ve sıkıcı
olmamalıdır. Oyun aktiviteleri ile birleştirilerek yaptırılmalıdır.
-SP'li çocuklarda mental ve duyusal
engeller yüzünden genellikle yetersiz olan iletişim kurma yeteneğini
arttırmak için sesli ve renkli oyuncaklar ya da objeler kullanılmalıdır.
-SP'li çocuğun kontrolü en az 3 ay
aralıklarla, pediatrik nörolog, pediatrist, gerekirse ihtiyaç duyulan
uzmanlık alanlarındaki hekimler, fizyoterapist, iş-meşguliyet terapisti,
odyolog, çocuk gelişim uzmanı ve psikolog tarafından yapılmalıdır.
-Normal çocuk gelişimi izlenerek, SP'li
çocuğun bu gelişimi yakalaması için ailenin çaba göstermesi gerekir.
Ancak SP'li bir çocuğun sınırlılıkları iyi bilinmeli, normal bir çocukla
kıyaslanmamalıdır. Fakat SP'li çocukta gelişimi sağlayabilmek için de
erken yaşlardan başlayarak dil ve sosyal gelişim üzerinde durulmalıdır.
-SP'li bebeklerin taşınması terapistin
gösterdiği şekilde destekli ve çevre iletişimini sağlayacak şekilde
yapılmalıdır.
-Oturma, emekleme, ayakta durma gibi
motor gelişim aşamaları terapistin uygun gördüğü zamanlarda
başlatılmalıdır.
-SP'li çocuğun beslenmesi sırasında
uygun oturma ortezleri (yardımcı cihazlar) ve destekli sandalye
kullanılmalıdır.
-SP'li çocuğun etkilenme tipine göre
beslenme şekli ve tipi de değişecektir. Bu konuda bir diyetisyenden
bilgi alınmalıdır. Beslenme sürece sıvı yiyeceklerden katı yiyeceklere
doğru ilerlemeli, beslenme pozisyonları terapistten uygulamalı olarak
öğrenilmelidir.
-SP'li çocuk mümkün olduğunca uygun bir
kaşık ile beslenmelidir. Okul çağına gelen çocuklar fiziksel özürlerine
rağmen özel bir eğitim kurumunda eğitime başlatılmalıdır.
-Zeka problemi, algılama problemi olan
çocukların eğitimi için özel eğitim uzmanlarının yardımı şarttır.
-Yürümeye başlayacak SP'li çocuklarda
ayakkabı ve gerekiyorsa yürüme cihazının tipine karar vermek önemlidir.
Bu seçim fizyoterapist kontrolünde yapılmalıdır.
-SP'li çocuklarda değişik psikolojik
bozukluklar oluşabilir. Aile ve çevreyle uyumda zorlanan çocuklar için
psikologlardan yardım alınmalıdır.
-SP'li çocukların evde sürekli
bakıcılar ya da ebeveynlerle kalmaları doğru değildir. Normal çocuklarla
da iletişim kurabileceği ortamlar oluşturulmalıdır. SP'li çocuklar aşırı
koruma altına alınmamalı ve yapabilecekleri aktivitelere fırsat
tanınmalıdır.
BEYİN FELCİ OLAN ÇOCUKLARIN AİLELERİ İÇİN
:
Çocuğunuza bazı şeyleri kendi başına
yapabilmesi konusunda güven vermeniz ve onu desteklemeniz çok
önemlidir.Toplumumuz bu çocuklara genellikle meraklı, acıyan, tedirgin
edici bazen de hoşnutsuz ve korku dolu bir gözle bakar. Bu tepkilerden
uzaklaşmak için çocuğunuzu daha kısıtlı çevrelerde tutmak zorunda
kalabilirsiniz.
Ortada utanılacak bir durum yoktur.
Toplumun bu tür tepkilerine karşı güçlü olmalısınız, çünkü kısıtlı
sosyal çevrede kalan çocuklar yeterli sosyal uyaranlar almadıkları için
sosyal ve duygusal gelişmeleri zayıftır. Mümkün olduğunca normal
yaşamınıza devam etmelisiniz.
Çocuğunuzun spastik olup olmadığını
gösteren bazı belirtiler vardır:
Bebekte aşırı kusma ve kilo kaybı varsa
Anne sütü emmiyorsa
Tek tarafa dönük veya kasılarak
uyuyorsa
Sık havale geçiriyorsa
Vücudunda aşırı kasılmalar oluyorsa
İlerlemiş yaşına rağmen başını
tutamıyorsa
Çocuğunuzu doktora göstermeniz gerekir.
Spastik çocuklarda erken müdahale ile fizik tedavi ile, cerrahi tedavi
ile olumlu neticeler alınması mümkündür.
|